Toplam 3 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 3 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: K

  1. #1
    3qq - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3qq
    Forum Üyesi
    Üyelik tarihi
    17.12.2013
    Yaş
    55
    Mesajlar
    705
    Konular
    86
    Aldığı Beğeni
    77
    Verdiği Beğeni
    209

    Standart K

    K (Kilo): Uluslararası işaret sancaklarından K harfi Sizinle haberleşmek istiyorum anlamına kullanılır.

    KABA .: Özensiz, gelişigüzel yapılmış, zevksiz, sakil, ince karşıtı Taneleri iri.Terbiyesiz, görgüsü kıt, nezaketsiz (kimse) Örnek: Kaba, hantal, şivesiz, bir sürü adamlar kafesinin önüne toplanırlar. R. H. KarayHafif olduğu hâlde kalın veya hacimli Örnek: Kaba bir yün döşekle temiz bir şilte, yastık yorgan buldum. H. R. GürpınarKuyruk sokumunun her iki yanındaki şişkin yer.Terbiyeye, inceliğe aykırı, çirkin, kötü Örnek:Çocuklardan biri ağzından çok fena, çok kaba bir şey kaçırdı. O. C. Kaygılı

    KABADALGA : Dalga yüksekliği 5-9, dalga boyu 7-14 fit olan ve gemiyi rahatsız eden dalga.

    KABASORTA ARMA : Serenleri direklere dik ve kemere istikametinde olan dört köse yelkenli arma.

    KABASORTA ARMALI GEMİ : Bkz. TAM ARMALI GEMİ.

    KABASORTA :Biri hareketli diğeri hareket etmeyen iki tornodan oluşan palangadır. ARMA Serenleri direklere dik ve kemere istikametinde olan dört köse yelkenli arma .

    KABLAMA ÇITALARI : Temin edilecek kaplamaların özellikleri nasıl olmalı?
    Bu konuya geçmeden, sarma işleminden sonra teknenin tamamı boyanacak mı? Veya teknenin bir kısmı mı boyanacak? Önce bu soruların cevabını vermeliyiz. Boyanacak kısımlarda kaplamalar gözükmeyeceğinden bu bölgeler için kolay işlenebilen ve kolay şekil alabilen ıhlamur ağacı kullanılması tavsiyemizdir.
    Tekne sarımından sonra boyanmayıp sadece verniklenecek bölgelerde, işlenmesi kolay, damar desenleri çok ince olan ağaç türleri seçilmelidir. Bu bölgeler için kayın, gürgen, ceviz, maun gibi ağaçlar kullanılabilir. Yapım aşamasında kullanılan plan ve yapım kılavuzu modelciyi bu konuda zaten yönlendirecektir. Fakat modelci değişik efekt verme bakımından diğer ağaç türlerini kullanabilir. Renk ve desen elde etme konusunda modelci özgürdür.
    Kaplamada kullanılacak çıta enleri aynı boyutta olmalıdır. Farklı enlerdeki çıtalar veya uç, orta ve son tarafları farklı endeki çıtalar, tekne kaplamada boşluk ve çatlaklara sebep olur.
    Çıta kalınlıklarına da dikkat edilmesi tavsiye edilir. Değişik kalınlıktaki çıtaların döşenmesi halinde kaplama iç ve dış yüzeyinde farklı yükseklikte zeminler ortaya çıkar.
    En önemli konu; çıta yüzeylerinde daire testere izlerinin bulunmaması gerekir. Eğer hafif şekilde böyle izler varsa, kaplama yapılmadan önce çıtalar üzerindeki bu izler zımpara ile ortadan kaldırılmalı. Zımparalama esnasında kalınlık konusunda verilen limitlerin altına düşülmemelidir.
    Modelinizi zevkle kaplama yapmak istiyorsanız; çıta kesim esnasında kaplamada kullanılacak çıtaları sınıflandırın. Çeşitli latalardan elde edilen çıtalar, diğerleri ile karıştırılmamalıdır. Bunu yapmakla renk ve desen olarak birbirine en yakın çıtaları yakalamış olacaksınız.
    Kaplamada sorun yaşamak istemiyorsanız AĞAÇ CİNSİ, RENK, DESEN, BOYUT konusunda çıta seçimini mutlaka yapmalısınız.

    KABLO GEMİSİ : Kablo döşeyen gemi. // Telgraf, telefon, elektrik akımı kabloları v.b. döşeyen gemi // İki kıyı arasına deniz altı kablosu döşemek veya döşenmiş kabloları onarmak için yapılmış özel biçim ve nitelikte gemi. Kablo gemisi, karşılıklı iki yaka arasında kablo döşemekten, kıtalararası kablo döşemeye kadar çeşitli çalışma alanlarına göre yapılır. Genellikle telefon ve telgraf şirketleri tarafından yaptırılarak çalıştırılır. Kablo gemilerinin, biri kablo toplayıcı, diğeri kablo döşeyici olmak üzere iki veya her iki işi birlikte görebilecek nitelikte bir yardımcı makine ile baş ve kıç taraflarında denize doğru uzanmış büyük tamburataları (sabit makaraları) vardır. Döşenecek kablolar, kablo tankı denilen ambarlara kangallar halinde yerleştirilerek taşınır. Büyük kablo gemilerinin genellikle ikisi baş, biri kıç tarafta olmak üzere üç kablo tankı vardır. Döşeme işi, kablonun bu tanklardan alınarak sağıcı makineden dolaştırıldıktan sonra kıç taraftaki makineden denize verilmesiyle yapılır. Kablonun dibe vardığı uzaklık 40 mili bulur. Makine üzerindeki bir dinamometre yardımıyla otomatik olarak ayarlanarak akış hızında düzen sağlanır. Toplama işi daha çok deneme ve onarım için yapılır. Bunun için toplayıcı makine ve baş makaralar kullanılır. Kablo gemisinin baş ve kıç tarafında iki tane halat mataforası vardır. Bunlardan baştaki, kabloları kaldırmakta, kıç taraftaki de denize dökülmekte ve tamir işlerinde kullanılır. Ambarlarda, kabloların yerleştirilmesi için fıçı biçimi sandıklar vardır. Baş taraf içeri doğru kıvrıktır. Gemi düşük hızlı bir motorla donatılmıştır. İlk deniz altı kablosu 1850-1851’de Douvres ile Sangalte arasında, özellikle kablo döşemek için donatılmış olan Goliath adlı römorkörle döşenmiştir. Dünyanın en büyük kablo gemisi olan ünlü Great-Eastern, özellikle Atlas okyanusuna döşenen ilk kablo ve 1870’de Bombay’dan Aden’e döşenen kablo için birçok kere kiralanmıştır. Başlangıçta kablo döşemek ve onarmakta kullanılan gemiler, bu özel işe göre hazırlanmış normal gemilerdi. Kablo gemisi olarak yapılan ilk gemi 1872’de inşa edilen Hooper adlı gemidir, bunu sonradan Faraday izledi. Bugün yeryüzünde sayısı kırkı bulan açık deniz kablo gemilerinin en büyüğü “Long Lines” adlı amerikan gemisidir. 155 m boyundaki, 9 312 tonluk bu gemi, çağın en modern elektronik aletleriyle donatılmıştır. 31,7 mm çapında, 2000 deniz mili uzunluğunda kablo depolayabilecek üç kablo tankından başka, onarım işlerinde kullanılacak 100 mil uzunluğunda yedek kablo alabilen bir yardımcı tankı vardır. Döşeme sırasında, okyanusun bazı derinliklerinde kablonun dibe vardığı uzaklık 40 mili bulur. Gemi bu durumda bile 8 millik düzenli bir hızla döşeme işini sürdürebilmektedir. Bk. DENİZALTI KABLO GEMİSİ.

    KABOTAJ : Karasularında sadece o ulusun bayrağını taşıyan deniz araçlarının taşımacılık yapma hakkı, ulusal karasular denizcilği.

    KABURGA : Bir geminin gövdesini meydana getiren postaların (Iskarmozların) tümü.

    KAÇINMA : Karşılaşılan tehlikeli bir durumdan kurtulmak için lüzum görülen manevraların yapılması.

    KAÇIR : Manevra veya herhangi bir işi yapmak için verilmiş olan halatı veya donatılmış olan palanganın üzerine binen yükü azaltmak için halatın yavaş yavaş, üzerine yük bindikçe bırakılması için verilen komut.

    KAÇMA : Serdümenlere dikkatli olmaları, rotadan çıkmamaları veya çıkıldı ise rotaya girmeleri için vardiya subayları tarafından verilen ikaz komutu. Kaçma Sancağa /İskeleye gibi.

    KADEM (Ayak) : Uzunluk ölçüsü 30,48 cm .

    KADEMELİ MATKAP : Çelik ve renkli metal sacların, profillerin, plastik ve ahşap malzemenin delinmesinde kullanılır sivri ucu gittikçe genişler...

    KADET : Bkz.. CADET

    KADIRGA : Bkz :http://www.modelteknikleri.com/osman...kadirgasi.html i. (yun. Katergon’dan). Kürek ve yelkenle hareket edebilen eski tip bir yelkenli. // Eski devirlerde kürek ve yelken ile yürütülen, süratli ve yönetimi kolay bir savaş gemisi tipidir. // Kürekli, iki direkli yelkenli, özellikle Akdeniz’de kullanılmış olan harp gemisi: İkiyüz elli kıta kadırga ve baştarda hazır olup... (Peçevi). // Kaptana kadırgası. Bk. KAPTANA. // Patrona kadırgası. Bk. PATRONA. Kadırga, özellikle Akdeniz’de kullanılmış bir gemidir. Alelade kadırganın boyu ortalama 46,65 m, genişliği 5,83 m idi. Her bordasında 25 küreği vardı, bunlar güverte hizasını aşan kürek küpeştelerine takılırdı. Tekneler ince uzundu. Kürekçilerin oturdukları iki taraftaki sıraların (oturak) arasında, geminin ortasında, baştan geriye kadar bir geçit (baş-kıç ara köprüsü) vardı. Bunun baş taraf sonunda, 24 librelik gülle atan bir top ve iki bordasında yine başa atan sekizer librelik birer top vardı. Bunlara takip topu denirdi. Kaptan kamarası gerideydi (pupa) ve bu kamara ile oturaklar arasında dört köşe ve sıralar döşenmiş bir boşalan vardı; bu, günümüzdeki lombar ağzı veya
    üst tava’dır. Buraya takılan bir merdiven (iskele) ile kadırgaya girip çıkmak mümkündü. Baş tarafta “romlata” denilen ve gemicilere ayrılmış bir kamara vardı. Geminin başı gaga denilen ve eski çağ kadırgalarındaki mahmuzun bir taklidi olan sivri ve uzun bir okla biterdi. Yelken donanımı, biri kısa, öbürü uzun (yani ana direk) iki parçadan meydana gelen çift direkti. Ana direğin tepesinde, yelken halatlarının üzerinden kayarak kolayca aktığı dökme demirden tekerlekler (makara dili) geçirilmiş birçok delik vardı. Çarmıklı olan direkler, kürek küpeştelerine sartiye denilen ipler ve makaralarla bağlanıp gerilirdi. Her direkte Latin yelkeni denilen üst kenarı ağaç bir serene sarılmış üç köşeli yelken vardı. Her zaman kullanılan yelkene orta yelken, çok hafif rüzgarlı havalarda kullanılan çok büyük yelkene can kurtaran (çünkü bir kuruluğa oturulduğu zaman tekneyi yüzdürmek için bu yelken açılırdı) ve fırtınalı havalarda kullanılan daha küçük yelkene de borda yelkeni veya fırtına yelkeni denirdi. Ana direğin arka tarafında gabya denilen bir tür çanaklık vardı. Kadırgalar çok süslü yapılırdı. Mürettebatın seçimi çok değişik şekillerde olurdu. Bunlar bazen hükümlülerden, bazen de yeter sayıda kürekçi bulunamayınca, zorla toplanan adamlardan meydana gelirdi, fakat netice olarak Fransa’da kürekçilerin hemen hepsini kürekçi başı sağlardı. Berberi memleketlerinde, tutsak olarak getirilen Hıristiyanlar, korsanların ve Türklerin kadırgalarında bu ağır işte kullanılmıştır. Kadırgalar Fransa’da Louis XIV zamanından sonra az kullanıldı, bu tarihte kadırga donanması, kalyon donanmasından (kaba karınlı ve yelkenli gemiler) ayrıydı. 1748’de ise kadırga artık ortadan kalktı. Baltık’ta Ruslarla İsveçlilerin kadırgaları vardı, İspanya, Napoli, Papalık, Venedik kadırgaya sahip olan son devletlerdir. Osmanlı denizciliğinde yürütücü gücü esas olarak kürek ve yardımcı olarak da yelken olan gemilere çektiri denirdi. Fakat bu tip gemiler kürek sayısına (yani bir bordadaki kürek sayısına veya oturak sayısına) göre isimlenirdi: 10-17 oturaklıya fırkata (fr. frégate), 18-19 oturaklıya perkende veya birgende (fr. brigantine), 20-24 oturaklıya kalite (fr. galiote), 25 oturaklıya kadırga (fr. galére), 26-36 oturaklıya baştarda (fr. galére batarde), bu tipin daha yüksek ve geniş olanına mavuna (mahon veya galeozza) ve kürekçilerin üstünde ayrıca top yerleştirilmiş bir ambar bulunan tipine göke (cogghe veya cogue) denirdi. Keşif, haber ulaştırma ve gözcülük hizmetlerinde kullanılan 7-10 oturaklı çektirmeler ise kırlangıç adını alırdı.
    Kürek yada yelkenle haraket edebilen yelkenli tipi.

    KADRAN : Saat, pusula gibi aygıtlarda, üzerinde yazı, rakam ya da başka imler bulunan düzlemkadran

    KAYNAK : Bir suyun çıktığı yer, kaynarca, pınar, memba, göz
    Örnek: Sonra yavaşça kaynağa doğru eğildi. Y. K. Karaosmanoğlu
    Bir şeyin çıktığı yer, menşe.Bir haberin çıktığı yer.Gelir, kazanç, sağlık vb.ni sağlayıcı ögeAraştırma ve incelemede yararlanılan belge.
    İki metal veya yapay parçayı ısıl yolla birleştirme yöntemi, kaynaştırıp yapıştırma işi.
    Sırayı beklemeden başkalarının hakkını alarak mevcut sıranın ön taraflarına girme işi.
    Herhangi bir enerjinin oluşup çevreye yayıldığı yer.
    Yeraltı sularının kendiliğinden yeryüzüne çıktığı yer.
    Üretim-fayda yaratma etkinliğinde kullanılan her türlü unsur.

    KAİDE : Eşit aralıklarla ilerleyen ancak birlikte değil, art arda duyulan iki veya daha çok sesin birbirini sürekli taklit etmesiyle oluşan bütün.
    Belli bir alanda geçerli olan kural ve ilkelerin toplamı.

    KAKIÇ : Tutulan balığı sudan karaya veya sandala almakta kullanılan ucu kancalı gereç.


    KALAFAT : Teknelerin kaplamallarının ve güverte döşeme tahtalarının armuz ve sokralarını üstüpü sıkıştırarak üzerlerinin ziftle doldurulması.

    KALAFAT TOKMAĞI : Kalafatçıların üstübü sıkıştırmakta kullandıkları ağaç tokmaklar.

    KALASTIRA : Kuntra güvertelerin üzerine alınan filikaların oturtuldukları agaç veya metal kürsü. Kuntra güvertelerin üzerine alınan filikaların oturtuldukları ağaç veya metal kürsü .

    KALASTRA : Filikaların oturtuldukları ağaç veya metal kürsü.

    KALAY : Atom numarası 50, atom ağırlığı 118,7, yoğunluğu 7,29 olan, 232 °C'de eriyen, gümüş beyazlığında, kolay işlenebilen, yumuşak bir element (simgesi Sn).
    Kalaylanmış bir kabın üzerindeki alaşım tabakası
    Örnek: Pencereye, elinde yeni kalaydan çıkmış bir bakır sahanla orta yaşlı kadın geldi. O. C. Kaygılı
    Aldatıcı görünüş.

    KALÇETE : Eski halat liflerinden yapılan mürnellerin saç örgüsü şeklinde örülmesiyle paspas olarak kullanılmak üzere yapılan yassı palet.

    KALEM : Yazma, çizme vb. işlerde kullanılan çeşitli biçimlerde araç Örnek: Kâğıt, kalem, mürekkep, hepsi masanın üstündedir. F. R. AtayResmî kuruluşlarda yazı işlerinin görüldüğü yerYontma işlerinde kullanılan ucu sivri veya keskin araç.Çeşit, tür.Bazı deyimlerde yazı.

    KALENDER YOLCU VAPURU :

    KALIN : Cisimlerde uzunluk ve genişlik dışında üçüncü boyutu çok olan (cisim), ince karşıtı
    Örnek: Alt katta her tarafın pencereleri kalın, sık demir parmaklıklarla örtülüydü. H. R. Gürpınar
    Enli ve gür
    Düzlem biçimindeki şeylerde, iki yüz arasındaki uzaklık kendi cinsindekilere göre çok olan.
    Yoğun, akıcılığı az olan

    KALIP ALMA : bkz . http://www.modelteknikleri.com/prati...alip-alma.html

    KALIP PAYI : kalıp aldığızı bir obje daha küçük çıkar bunu hesab etmek gerekir.

    KALİBRASYON : Ölçü, ayar.
    Ölçekleme
    Bk. ayarlama (II)
    Bir ölçme aletini doğru bir biçimde işlem yapabilmesi için bir veya daha fazla standarda göre kontrol etme.
    Bir ölçü cetveline derecelendirme uygulama.

    KALİFİYE : Madde, eşya, söz, olay, iş, durum vb.nin yerine kullanılan, genellikle belirsiz anlamda söylenen bir söz. Kararsızlık ifade biçimi.
    Örnek: Bana sen pek çok şey kazandırdın. R. H. Karay
    Nesne, madde
    Örnek: Asıl zorluk belki öğrenilmesi lazım gelen şeylerin değil, unutulması gereken şeylerin çokluğundan gelir. A. Ş. Hisar
    Kararsızlık durumunda muhtelif sorulara cevap için tercih edilen bir ifade biçimi.
    (Günlük dilde) Herhangi bir düşünce konusunu göstermeğe yarayan belirsiz terim. (Felsefede) 1- Düşünen bilincin konusu olabilen, gerçekte var olmayıp da yalnızca düşünülmüş olan herşey. Bu anlamda: düşünce nesnesi = ens rationis. 2- Kişiye karşıt olarak: Bilinçten yoksun varlık. 3- Gerçek olan, bilincin dışında, kendi başına var olan tek nesne (ens reale). Böyle bir var olan, tek nesne olarak niteliklerin taşıyıcısı töz diye de anlaşılır. 4- Duyularla kavranabilen cisimsel nesne.

    KALİTE : i. (ital. galeotta’dan). On dokuz veya yirmi dört kürekçisi olan çektiri türünden harp gemisi. (Buharlı gemilerden önce kullanılan savaş gemisi tiplerinden biriydi. Daha çok deniz takipleri için kullanılırdı.)

    KALKAN : Başüstünde denizden gelen suların ırgatı etkilemesini önlemek maksadıyla ırgat önüne konulmuş V şeklindeki sac levha.

    KALKIŞ ( rc ) :Kalkış çalışmalarına başladığınızda yerde iken motor çalışırken gaz kolunu azar azar açarak pratik yapmak gerekir. Motorun tork etkisini, yan rüzgarın etkisini giderecek kumandalar ile uçağın düzgünce hızlanması ve hafif bir yukarı elevatör ( yükseliş )darbesi yerden kesilmesi sağlanmalıdır.

    Kalkış nasıl yapılır?

    Taksi çalışmalarını ( Yerde gezme) takiben uçak pist başına alınarak rüzgara karşı dönmeli ve durmalıdır. Kalkışa hazır olunduğunda motor tedrici olarak ivmelendirililerek kalkış koşusuna başlanmalıdır. Uçak yeterince düz bir çizgide hızlandığında hafifçe elevatörü çekerek belli bir açı ile emniyetli bir yüksekliğe kadar tırmanışa geçmelidir. Kolay gözüküyor , öyle değil mi?

    Uçak havalandıktan sonra 150 metre kadar düz bir çizgide yükseldikten sonra bir dikdörtgenin ikinci kenarını oluşturmak üzere irtifa kaybetmeden dönülmelidir.

    KALOMA : Demir üzerinde bulunan teknelerin denizde bulunan zincir mesafesi. Bosluk ve rahatlik, tolerans, ölçülür.

    KALOMA ETMEK :Zincir gerektiğinde daha fazla salmak, [Kaloma vermek].

    KALYON : i. (esk. yun. galea > ital. galea’dan). Üst güvertesinden başka, alt alta üç sıra top güvertesi olan, eski tip bir savaş gemisidir. İki sıra topu olanlara ise, kapak, karaka isimleri verilir. Kalyon sınıfından sayılırlardı. Yelkenli ve kürekli en büyük savaş veya yük gemisi: Dolmabahçe önünden ben çekseydim Haliç’e, / Kızaklara bindirip kalyonları! (Y. Z. Ortaç). // 3 direkli, kabasorta donanımlı, cıvadrası bulunan en büyük, en güçlü harp gemisi tipidir. 2-3 ambarlı olur. Boyu 40-70 zirâ, personeli 600-1000 kişi arasında değişir. Üst güvertesinden başka alt alta üç sıra top güvertesi olur. Birbiri ardına üç sıra topu olan kalyonlara “Üç Ambarlı” denilir. İki sıra topu olanlara “Kapak”, “Karaka” (Karavela) gibi isimler verilir. Göke veya Güge, Barça, İngilizlerin “Carrack” dedikleri gemiler, Karaveller, hep Kalyon cinsi gemilerdir. Karavel veya Karavela’lar dört büyük yelkeni olan gemilerdir. En büyük Kalyonlara “Küke” denilir ki 1.500-2.000 tondur. 2.000 asker taşırlar. Osmanlılarda kalyonların üç ambarlı ve kapak adı verilen başlıca iki çeşidi vardı. Üç ambarlı, en üst güvertesinden başka üç alt güvertesinde de top bataryası bulunan ağır ve hantal yapılı, yalnız yelkenle yürütülen bir gemi tipi idi. Kapak, ana güvertesinden başka iki alt güvertesinde top bataryası bulunan daha hafif bir kalyondu. Buna “karaka” da denirdi. Üç direkli olan bu gemilerin her direği üç parçadan (ana, gabya, babafingo) meydana geliyordu. Her parçada bir seren yelkeni, yalnız mizana direği arasında Latin yelkeni bulunuyordu. Baş yelkenleri genellikle üç filoktan ibaretti.

    KALYOT : i. Bk. GALYOT.

    KAMARA : Gemilerde gemiadamlarının ve yolcuların istirahat ettiği, yattığı oda.

    KAMARACI : Harp gemilerinde eratın yemek takımlarının muhafazası ve temizliği ile görevlendirilmiş erat.

    KAMAROT : Gemilerde yolculara ve zabitana yemek servislerini yapan, kamara ve salonların temizliğini v.b. Hizmetleri yapmakla görevli gemiadamı.

    KAMÇI : Bir çıması bir yere bağlanmış, diğer çıması herhangi bir maksat için kullanılmak üzere serbest olan halat.

    KAMPANA : Tekerleğin dingil üzerindeki fren mekanizması.
    İçinden sarkan tokmağının kenarlara vurmasıyla ses çıkaran madenden araç, kampana Tekerleklerin merkezinden geçen ve taşıtın altına enlemesine yerleştirilmiş mil, aks

    KANA RAKAMLARI : Gemilerin çektikleri su derinligini göstermek için bas ve kiç dikmeler hizasina sancak ve iskele taraflara desimetre veya feet cinsinden çizilmis rakamlar. [Romen ve italik]

    KANAT: -Wing- Geniş ve yatay bir alandan ibaret olup, kaldırma kuvveti oluşturarak uçağın uçmasını sağlar. Kanat yatağı gövdenin üst kısmında olabilir. Bu tür uçaklar “üstten kanatlı” olarak isimlendirilir. Bu eğitim modellerinde daha yaygındır çünkü, gövdenin sarkaç etkisi yapmasından dolayı üstten kanatlı uçaklar daha dengeli olurlar. Kanadın gövdenin altına yerleştirildiği uçaklar “alttan kanatlı” olarak isimlendirilir. Bu tür uçaklar daha akrobatik olurlar.

    KANAT AÇIKLIĞI : -Wing Span- Kanadın iki iki kanat ucu arasından ölçülen uzunluğuna verilen isimdir.

    KANAT ALANI : -Wing Span- Kanadın iki iki kanat ucu arasından ölçülen uzunluğuna verilen isimdir.

    KANAT GENİŞİLİĞİ : -Wing Chord- Kanadın ön ucu (hücum kenarı) ile arka ucu (firar kenarı) arasındaki mesafeye kanat genişliği denir.

    KANAT PROFİLİ : -Airfoil- Kanat kesitinin şekline verilen isimdir. Profilin ön kısmı hücum kenarı olup genellikle yuvarlatılmış şekildedir. Profilin arka kısmı firar kenarı olup bir nokta şeklinde sonlanır. İkisi arasındaki mesafeye kanat genişliği denir. Düzgün bir hava akımı sağlayıp kaldırma kuvveti oluşturabilmek için profilin üst yüzeyi kavisli dizayn edilir.

    KANAT UCU : -Wing Tip- Kanadın sağda ve soldaki en uç noktalarına verilen isimdir.

    KANCA : Herhangi bir şeyi kaldırmak veya tutmak için bir tarafı aneleli, diğer tarafı daire şekilde ve uç tarafı açık demir veya pirinçten yapılmış araç.


    KANCA GÖNDERİ :Bir ucunda madenden yapılmış kancası bulunan yuvarlak ve yeterli uzunluktaki ağaç.

    KANCABAŞ : Bkz... http://www.modelteknikleri.com/kanca...-narman-3.html blş. i. Başları kancaya benzer şekilde yapılmış tekneler. // Çoğunlukla tüccar yelkenlilerinde görülen yay biçiminde geriye kıvrık bodoslama. (Bk. GAGABURUN.) // Balıkçı alamanasının diğer adı. Bk. ALAMANA.
    KANCABAŞ ESKİTME Bkz...http://www.modelteknikleri.com/kanca...s-kayigim.html

    KANCACI : Deniz vasıtaları ile bir yere aborda olurken başı çekmek avara ederken başı açmak için vasıtaların baş tarafında bulunan ve kancayı kullanan personel.

    KANÇELLO : Geminin yüklemeye hazır olması gereken en son tarih. Gemi bu tarihte yüklemeye hazır olmadığı taktirde yük sahibi yada kiracı sefer sözleşmesini fesh etme hakkına sahiptir.

    KANDİLİSA :Yelkenleri yukarı kaldırmak için kullanılan halat.Trinket ve maestra serenlerinin kandilisası: Istrise Gabya serenlerin kandilisasına: Manti Flok ve randa yan yelkenlerin kandilisasına: Çördek /Mandar denir. -2-KANDİLİSA Yelkenleri yukarı kaldırmak için kullanılan halat. Trinket ve maestro serenlerinin kandilisası : Istrise Gabya serenlerin kandilisasına : Manti Flok ve randa yan yelkenlerin kandilisasına: Çördek /Mandar denir.

    KANA RAKAMLARI :Gemilerin çektikleri su derinliğini göstermek için bas ve kıç dikmeler hizasına sancak ve iskele taraflara desimetre veya feet cinsinden çizilmiş rakamlar. [Romen ve italik]

    KANO : i. (ispanyolca. Canoa, tekne’den fr. canot ). Güvertesi olmayan kürekli, buharlı veya motorlu tekne. Bu tekneler tahtadan, bazen de alüminyumdan yapılır. Bk. SANDAL. // Padıl kürekle yürütülen küçük, dar deniz aracı. Bkz. http://www.modelteknikleri.com/sanda...zilderili.html

    KAPAK : i. (esk. türk. Kapģak’tan). Bk. KALYON.

    KAPALI KURTAĞZI : Üst kısımlarında halatın herhangi bir sebeple çıkmaması için açık olan kısmı kapatacak şekilde menteşeli bir kapağı olan kurtağzı

    KAPALI LİMAN :Geçici bir süre için deniz ulaşımına kapalı bulundurulan liman.

    KAPELE : Sabit arma kasalarının direk ve çubuklardan geçtiği, çubukların üst kısımları, tepeleri.

    KAPELE MUSAMBA : Pusula, dümen dolabi, kaporta, vinç gibi kısımların yagmur ve güneşten korunması için yelken brandasından yapılmış kılıfların geçirilmesi için verilen emir.

    KAPI GEMİSİ : Denizaltı mania hattını açıp kapayan tekne.

    KAPLAMA-1- : Postalarin üzerine boyuna kaplanan saç veya tahtalar.
    KAPLAMALAR-2- : TEKNE POSTA VE KEMERELERİNİN ÜSTÜNÜ KAPLAYARAK,TEKNENİN ŞEKLİN VEREN, AĞAÇ, ÇELİK VEYA SENTETİK MADDEDEN OLUŞAN ELEMANLAR.


    KAPORTA : Gemi veya tekne içindeki kapilara ve güverteden asagi inis ve çikis merdivenlerinin üzerindeki kapali yerlere denir.

    Kaporta İskelesi : İç kısımlara inmek için kaporta önünde bulunan demir merdiven.

    KAPTAN : 500-3000 GT arasındaki gemileri sevk ve idaresinde bulunduran, yasal olarak sorumlu olan gemi adamı.

    KAPTANA KADIRGASI : Bk. KAPUDANE-İ HÜMAYUN

    Kaptan-ı Derya : Osmanlı donanmasının en yüksek rütbeli komutanı.

    Kaptırmak : Seyir halindeki bir geminin başının, rüzgar veya denizler sebebiyle istenilen rotadan sapıp bir tarafa doğru dönmesi.

    KAPUDANE-İ HÜMAYUN : Kapudane denilen amiral’in bindiği gemi. (Amiral gemisinin flaması, sancak altına takılırdı. Gemide biri yeşil, öteki lırmızı iki bayrak bulunurdu. Yeşil bayrağın ortasında “zülfikar”, kırmızı bayrağın ortasında ay ve yıldız vardı.)

    KARAAĞAÇ : El aletleri ve makinelerle oldukça kolay işlenir. Keskin aletler kullanılmalıdır. Planyalamada güçlükler ortaya çıkabilir, kesilebilir, çivilenme ve yapıştırılma, renk verme ve cilalanması iyidir. Buharlanmış malzeme bükülme özelliklerine sahiptir.

    KARADENİZ TAKASI : Boyu 8-10 m, yük taşıma kapasitesi 5-6 ton olan, arkası düz, ortasında küçük bir ambarı bulunan balıkçılıkta ve yük taşımada kullanılan Karadeniz Bölgesine özgü bir tür kıyı teknesi.

    KARADENİZ : Tuzluluk oranı %1,8 dolayındadır. M.Ö. 6. bin yıla dek bir tatlı su gölü olan Karadeniz, bu tarihten sonra tuzlu bir denize dönüşmüştür. Amerikalı deniz jeologları William Ryan ve Walter Pitman Buz Çağı'nın ertesinde Akdeniz'in sularının 150 metre daha alçak olan Karadeniz'e boğaziçi setini yıkarak birden bire dolarak Karadeniz Tufanı adı verilen sel baskınına [1] sebep olduğunu bu olayın Nuh Tufanı efsanesininde kaynağı olduğunu iddia etmiştir. Okyanusbilimci Robert Ballard'ın Sinop açıklarında yaptığı çalışmalarda bulunanlar [2] bu tezi doğrulamışsa da çeşitli bilim adamları alternatif görüşler öne sürmüştür. Karadeniz sürekli bir su buharı ve ısı kaynağıdır, suları fazla donmaz. Karadeniz kıyılarının uzunluğu 1600 km civarındadır. Dağlar kıyıya paralel uzandığından fazla girintili çıkıntılı değildir.

    KARAKA:i. (ar. k.). Ortaçağda ve XVII. yy. sonlarına kadar kullanılan büyük gemi. Portekiz karaka’larının su üstünde kalan kısmı çok yüksekti; baş be kıç taraflarında da büyük kamaralar vardı. Genellikle üç hatta dört direkliydiler. Sonraları, daha çok Portekiz ile Hindistan arasında sefer yapan büyük yük gemisi olarak tanındı. Aralarında çok büyük tekneler vardı; Hindistan’a giderken 1592’de İngilizlerin eline geçen Madre de Deus, adlı karakanın 1 600 ton olduğu sanılır. Karakalar savaş gemisi olarak da kullanıldı.

    KARAKOL TORPİDO BOTU :Hücumbot. Kısaca PTB. Bk. TORPİDO BOT.

    KARAKOL veya SAHİL KORUMA GEMİSİ : Bir sahanın kontrol görevini yapan gemilerdir. // Bir sahanın, sahillerin kontrolünü yapan gemilerdir. // Belirli bir kıyı bölgesi veya deniz sınırı boyunca düzenli ve sürekli faaliyet göstererek buralardan düşmanın sızmasını önleyen küçük çapta savaş gemisi. // Limanların ve karasularının karakol görevini yapan, güvenlik ve asayiş sağlayan küçük deniz aracı. Bk. MUHAFIZ GEMİSİ.

    KARALE : Ağır malzemeleri kaldırmakta kullanılan dörder dilli makaradan oluşan palanga

    KARAMANLAMAK : (Karaman vurmak) :Karaya oturmuş bir gemiyi çekip yüzdürmek üzere bağlayan bir geminin yedek halatı doplin vaziyette iken makinelerin tam yol ileri çalıştırılıp oturmuş gemiyi birden bire silkeleyerek çekmesi; Demirli iken demir zincirinin rüzgarlı havalarda gerilip tekrar boşalması.

    Karamusal : Çifti demirde yatan gemilerin muhtelif yönlere saldıkları durumda zincirlerinin karışmaması için kullandıkları bir fırdöndüye bağlı dört parça zincirden ibaret bir donanım.

    Karamusala Vurmak : Çifti demirde yatan gemilerin her iki zincir gominalarının bir loçadan içeri alınıp karamusala bağlandıktan sonra aynı loçadan dışarı akıtılması işlemi.

    KARAMÜRSEL : i. (Karamürsel yer adından). Marmara denizi kıyılarında işleyen küçük teknelere verilen ad. (Osmanlılar, denizde ilk defa bu tekneleri kullandılar.)


    KARANFİL : Pruva ve grandi direği cundaları arasındaki tel halat.

    Karantina Sancağı : Sağlık kontrolü yapılmamış olan gemilerin sağlık kontrollerinin yapılması için çektikleri sarı renkli sancak. Bu sancak tokada olduğu sürece gemi, sahil ile temas kuramaz.

    Karasuyu : Bir devletin, kıyılarından itibaren hakimiyeti altında bulunan ve uzunluğu bir kanunla tespit edilmiş olan ve kıyıları boyunca uzayan su şeridi.

    KARAVEL : Içi kutrani dışı armuz kaplama olan bir kaplama şekli.

    KARAVELE : i. (portekizce caravela’dan). Çok büyük, dört yelkenli deniz teknesi. KARAVELE Pruva direği kabasorta, grandi direği Latin donatılmış yelkenli tekne, kalyon. Kristof Kolomb ve Magellan bu tip tekneler kullanmışlardır. // Pruva direği kabasorta, grandi direği Latin donatılmış tekne, kalyon. Christoph Colomb ve Magellan bu tip tekneler kullanmışlardır.

    KARAVELE KAPLAMA :İçi kutrani dışı armuz kaplama olan bir kaplama sekli.

    KARAYA BİNDİRMEK : Derin suda bulunan bir teknenin batmasını önlemek maksadıyla sahile doğru seyrederek baş tarafından omurgasının deniz dibine oturması.

    KARAYEL : Kuzey-batıdan esen rüzgar.

    KARBON : Karbon, doğada yaygın bulunan ametal kimyasal element. Evrende bolluk bakımından altıncı sırada yeralan karbon, kızgın yıldızlarda hidrojenin termonükleer yanmasında temel rol oynar. Dünyada hem doğal halde, hem de başka elementlerle bileşik halinde bulunan karbon, ağırlık olarak yerkabuğunun yaklaşık % 0,2'sini oluşturur.

    KARBON FİBER : Karbon fiber veya karbon elyaf, Arapça dilinden gelme olan, teknoloji ürünü olan ipliksi türü bir maddedir. Ana bileşimleri Karbonlaşmış akrilik elyaftır (Orlon), katran ve naylondur. Karbon fiberin yapısı, çelikten 4,5 kat daha hafif olmasına rağmen 3 kat daha dayanıklıdır. Karbon fiber, naylon gibi esnek ve orlon gibi de orta derecede dayanıklı değildir. Daha sert ve çok daha dayanıklıdır.
    Kaplama aşamasında işlenmiş orlon, reçine ile kaplanır. Bu sayede "PAN Tabanlı Karbon Fiber"in üretimi tamamlanır.
    Katran Tabanlı Karbon Fiberler: Katran tabanlı olan bu karbon fiber çeşididir. Diğer karbon fiber çeşitlerinden çok farkı yoktur. Nemden etkilenmezler, sürtünmeye ve aşınmaya dayanıklıdırlar.
    Aramid Karbon Fiberler: Bu karbon fiber çeşidinin adı "Aromatik polyamid"in kısaltılmasından geliyor. Bu karbon fiber çeşidinin molekülünde 6 Karbon atomu, birbirlerine Hidrojen ile bağlanmaktadır. Bu karbon fiberin üretimi 2 Amerikan şirketi tarafından yapıldığı için farklılık göstermektedir. İki türe ayrılır: "Kevlar" 29 ve "Kevlar 49". Bu karbon fiberin maliyeti düşük, darbeye olan direnci yüksektir.
    Bor Karbon Fiberler: Tungstenden oluşan bir çekirdeğin, Bor maddesiyle kaplanması sonucu oluşan karbon fiber çeşididir. Maliyeti yüksek olduğu için henüz proje aşamasındadır. Uçak yapımında bu karbon fiberler kullanılması amaçlanıyor.
    Silisyum Karbür Karbon Fiberler: Tungstenden oluşan bir çekirdeğin, Silisyum karbür bileşiğiyle kaplanması sonucu oluşan karbon fiberdir. Jet uçağı motorlarında kullanılmaktadırlar.
    Alümina Karbon Fiberler: Alüminyum ve Oksijen tarafından oluşturulan bileşik olan "Alümina" kaplı çekirdeğin, Silisyum ve Oksijen tarafından oluşturulan "Silisyum dioksit" maddesiyle kaplanması sonucu oluşan karbon fiber çeşididir. Alümina Karbon Fiberler, yüksek sıcaklığa dayanabilme özelliğine sahip oldukları için Uçak motorlarında kullanılmaktadırlar.Şimdilik uzay araçlarında, uçaklarda, gemilerde, motorlarda, çok dayanıklı olması gereken diğer yüzeylerde vs. kullanılıyor ama gelecekte kullanım alanı çok daha genişleyeceği düşünülüyor. Bu nedenle karbon fiber üreten kuruluşlar, karbon fiberin nasıl yapıldığını tam olarak açıklamıyor

    KARBONLAMA :Çeliğe karbon verme işlemi.Çelik yapımında olduğu gibi karbonun erimiş metallerde Çözündürülmesi.Bir gazın içine hidrokarbon katılması.

    KARBÜR : Karbonun başka bir elementle birleşmesinden oluşan madde.
    Metallerin, karbonla yaptığı ve ısıl işlem sonucu yapıda çökelen ve onların sertleşmesine yol açan bileşik.

    KARBÜRATÖR : Patlamalı motorlarda akaryakıtı buharlaştırıp hava ile karışmasını sağlayan cihaz. Yuvguya emilen havanın içine, gereken nicelikte yakıt karıştırarak, yanıcı karışımı oluşturan aygıt. Hava etkisiyle benzinin, petrolün, alkolün hızlı yanmasıyla çalışan (motor). Benzin, gaz yağı, mazot vb. sıvı yakıt. Gazyağı, mazot, benzin vb. sıvı yakacaklara verilen genel ad.

    KARİNA : Bir teknenin su altında kalan ıslak kısmı (dış kısmı).

    KARİNA ETMEK: Gemi veya ufak teknelerin karinalarını temizlemek için gemi içindeki ağırlıkların bir tarafa alınarak karinanın su üstüne çıkarılması.

    KARŞILA : Seyir halinde belirli bir rotaya dönülmekte iken istenilen açıdan fazla dönülmesini önlemek maksadıyla dümenin aksi istikamete basılarak dönüşün durdurulması için serdümene verilen komut.

    KARTAL ARABA VAPURU :


    KARULA : Karula yakasını direğe veya direğe yakın uygun bir yere bağlamak üzere hazırlanmış kamçılar.

    KARULA YAKASI : Bir yan yelkenin direğe yakın alt yakası (köşesi).

    KARTON GEMİ : Bkz....http://www.modelteknikleri.com/kuru-...-modeller.html


    KASA : Halatların çimalarına açılmayacak sekilde yuvarlak sekilde yapılan ve dikişle emniyete alınan yuvarlak büyük halkalar.

    KASARA : 1.Teknelerin baş orta ve kıç kısımlarında güverteden daha yüksek olan güvertelere veya kısımlara denir.

    KASARA: 2.GEMİNİN BAŞ VE KIÇINDA ANA GÜVERTEDEN YUKARDA KALAN YARIM GÜVERTELERDİR.

    Kasavele : Gemi yelken ve tenteleri ile personele ait çamaşırların kurutulması için pruva gönderi ile geri tarafındaki bir yere gerilen halat.

    Kasavele Palangası : Gabya ve kontra serenlerini indirip kaldırmak için kullanılan palanga. Kasavelelerin gerilmesi için de kullanılan palangaya denir.

    KASTANYOLA : Demir zinciri akarken durdurabilmek için irgat etrafina konan demir veya çelik serit çember (bir çesit fren balatasi).

    KAŞ : Yağmurlu havalarda bordadan akan suların lumbuzlardan içeri girmemesi için lumbuzların üst taraflarına konulan yarımay şeklindeki oluklar.

    KAŞKAVAL : Ana direkler üzerine sürülen gabya ve babafingo çubuklarının topuklarını sabit tutmak ve yerinden oynamalarını önlemek için, bu çubukların topuk taraflarına açılan delikten geçirilen ve maunalar üzerine oturacak uzunlukta olan demir veya ağaç siğiller. Halat kasalarını anelelere volta etmek için halat kasası arasına konulan demir veya ağaçtan yapılmış kısa çubuklar.

    KATAMARAN -- :i. (Tamil dilinden k.) Birbirine paralel tutulmuş iki ağaç kütükten yapılan sal. (Brezilya, Hindistan, Antil adaları yerlileri tarafından kullanılır; yelken ve padıl kürekle yürütülen ilkel bir teknedir. Bu teknenin modern örneklerine de aynı ad verilir.) // Havuzlarda kullanılan yüzer sallar. // Birbirine bitişik iki tekne.

    KATAMARAN : 1)Hint denizi ve çin denizinde yerlilerin kayıklarının iki tarafında dengeyi sağlamak için bulundurulan yüzer cisimler. 2) Birbirine bitişik iki tekneden oluşmuş çift karinalı tekne. 3.)

    KATIR : İngiltere’de bir çeşit balıkçı teknesi.

    KAUÇUK : Gövdesi odunsu, öz suyu yapışkan, süt kıvamında, yaprakları oval biçimli, parlak ve kalın, sıcak ülke bitkisi, lastik ağacı (Ficus elastica).
    Amerika, Asya ve Afrika'nın çeşitli ağaçlarından, özellikle lastik ağacından veya bazı petrol artıklarının birleşiminden elde edilen, dayanıklı ve esnek madde. Bu maddeden yapılmış
    Örnek: Kış ortasında hâlâ kauçuk altlı bez ayakkabılar vardı ayağında. N. Cumalı
    Başlıca Hevea cinsi türlerinin uzun izopren ve hidrokarbon polimerlerini içeren sütü.
    Hevea Brasiliens ağacının lateks adı verilen özsuyundan elde edilen, 2-metil bütadiyenin çoğuzlaşmasıyla oluşan esnek katı özdek.

    Kavalye : Kasa ve halat dikişlerinde kollar arasına açmakta kullanılan uçları sivri ağaç ve demirden yapılmış çubuk.

    KAVANCA : Herhangi bir seyi bir taraftan diger tarafa geçirmek veya asirmak ya da bir yerden diger bir yere aktarmak.

    KAVİSLENME : Kerestenin yüzeyinde baştan sona doğru eğilme, genellikle uygunsuz depolama sebep olur. Ağaç üzerine dahili bir basınç ortaya çıkarır ki kesilmesi zorluk yaratır.

    KAVRAMA : Kavramak işi, anlama, algılama. Otomobilde motor ile vites kutusunu birbirine bağlayıp ayıran, motordan gelen hareketi sarsıntısız olarak öteki aktarma ögelerine ileten düzen, debriyaj.
    Bu düzeni işletmeye yarayan ayaklık.
    Motorla itici tekerlekleri birbirine bağlayıp ayırabilen dingil bağlantı aygıtı.

    KAVRAMA NOKTASI : Kavramak işi, anlama, algılama. Ağaç kuşak.
    Otomobilde motor ile vites kutusunu birbirine bağlayıp ayıran, motordan gelen hareketi sarsıntısız olarak öteki aktarma ögelerine ileten düzen, debriyaj.
    Bu düzeni işletmeye yarayan ayaklık.Küçük orak.
    Motorla itici tekerlekleri birbirine bağlayıp ayırabilen dingil bağlantı aygıtı.

    KAVİL . Bkz. http://www.modelteknikleri.com/model...esi-kavil.html
    Konu 3qq tarafından (04.05.2015 Saat 22:46 ) değiştirilmiştir.

  2. #2
    3qq - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    3qq
    Forum Üyesi
    Üyelik tarihi
    17.12.2013
    Yaş
    55
    Mesajlar
    705
    Konular
    86
    Aldığı Beğeni
    77
    Verdiği Beğeni
    209

    Standart Cevap: K

    KAYIK : i. (kaymak’tan kay-ık). Çeşitli boy ve biçimlerde, kürek, yelken veya bazen motorla hareket eden nehir, göl ve denizde dolaşmak veya belirli ağırlıkta yük taşımak için kullanılan güvertesiz küçük tekne: Ey yağ gibi üç çifte kayıklarla kayanlar, / Ey Maltepe’den Pendik’i bir hamle sayanlar! (M.A. Ersoy). Sadrazam Ali Paşa önde kendisinin ve sayılı, misafirlerinin, arkada adamlarının kayığı ile Boğaziçi’nde gezintiye çıkar (F.R. Atay). O zamanlarda erkeklerle kadınlar ayrı ayrı kayık ve sandallarla gezmeğe çıkarlardı (A.Ş. Hisar). // Baş tarafı öne doğru uzun, kıç tarafı çok yüksek, livard biçimi yelken ve bir de serene açılan gabya yelkeni olan tek direkli küçük kıyı gemisi. // Portekiz’de Algarve kıyısında kullanılan 12 m uzunluğunda, her birine latin yelken açılan iki direkli balıkçı gemisi, (Chaique de denir). // XVI. ve XVII. yy.larda bir kadırgada bulunan iki sandaldan her biri (Kayık, kürekçilerin oturması için altı tane oturağı bulunan, oniki kürekli, 8,45 m uzunluğunda ve 2,11 m genişliğinde bir tekne idi. Kano [cano] denilen sandallar kadırganın yedeğinde çekilerek görüldüğü halde kayık hemen her zaman kadırganın güvertesine alınırdı.) Kayık’ta yürütücü güç kürek ve bazen direğe açılan yelkendir. Genellikle ağaçtan bazen branda, deri, kauçuk veya lastikten yapılanları da vardır. Çeşitli biçimdedir; tek, çift ve pek seyrek olarak, üç küreklisi de (yarış kayıklarında daha fazla) olur. Kullanma amacına göre gezi, yük, balıkçı, ateş ve yarış kayığı, piyade, salapurya, pazar, kum ve alamana kayığı gibi adlar alır. Bazı kayıklarda yürütücü kuvvet olarak tekne içine koyulan veya gerisine takılan motor kullanılır. Sandal ve filika deyimleri de bu anlamdadır.

    KAYIKHANE : Kayıkların bulunduğu, çekildiği genellikle üstü kapalı yer

    KAYIN AĞACI (AKGÜRGEN) (BEECH) : Orta sert, kırmızı kahveden kırmızıya kadar renklerde, uzun lifli, çok dayanıklı, düz damarlıdır. Yetişme şartları ve rutubet miktarı ile ilgili olarak işlenme özellikleri değişir. El aletleri ve makinelerde işlemede orta derecede direnç gösterir. Çok iyi tornalanma özelliğine sahiptir, buharlama ile bükülme özellikleri çok daha iyi hale getirilir. Çivilemede ön delme işlemine gerek vardır. Direkler, serenler hatta iskelet ve tezgâh için uygundur. Kolay yapıştırılır, renk verilebilir, çok iyi cila kabul eder. Böceklere karşı hassastır. Ucuzdur.

    KAYIŞ : Bağlamak, tutmak veya sıkmak amacıyla kullanılan, dar ve uzun kösele dilimi

    KAYMAK : Sütün veya yoğurdun yüzünde zar durumunda toplanan, açık sarı renkli, koyu yağlı katman.
    Yağmur ve selden sonra toprağın üzerinde kalan özlü tabaka.
    Bir şeyin en iyi ve seçkin bölümü.
    Düz, ıslak, donmuş veya kaygan bir yüzey üzerinde sürtünerek kolayca yer değiştirmek .
    Kaygan bir yüzey üzerinde birdenbire dengesini yitirmek.
    Yerini değiştirmek
    Durum değiştirmek.

    KAYNAK : Kaynak, malzemeleri birbiri ile birleştirmek için kullanılan bir imalat yöntemidir, genellikle metal veya termoplastik malzemeler üzerinde kullanılır. Bu yöntemde genellikle çalışma parçalarının kaynak yapılacak kısmı eritilir ve bu kısma dolgu malzemesi eklenir, daha sonra ek yeri soğutularak sertleşmesi sağlanır, bazı hallerde ısı ile birleştirme işlemi basınç altında yapılır. Bu yöntem lehim ve sert lehim ile fark gösterir, lehim ve sert lehim yöntemlerinde birleştirme düşük erime noktalarında ve çalışma parçaları erimeden oluşur. Kaynak için gaz alevi, elektrik arkı, lazer, elektron ışını, sürtme, ultrases dalgaları gibi birçok farklı enerji kaynakları kullanılabilir. Endüstriyel işlemlerde, kaynak açık hava, su altı, uzay gibi birçok farklı ortamda gerçekleştirilebilir. Bununla beraber, yapıldığı yer neresi olursa olsun, kaynak çeşitli tehlikeler barındırır. Alev, elektrik çarpması, zehirli dumanlar ve ultraviyole ışınlara karşı önlem almak gereklidir.
    Bkz. http://www.modelteknikleri.com/prati...html#post16253

    KAZA FİLİKASI : Yolcu gemilerinde denize adam düşmesi halinde hemen denize mayna edilebilecek şekilde hazırlanmış filika.

    KAZAYAĞI : Ufak deniz araçlarını dikme veya tek matafora ile gemiye alma veya indirmek için bir anele üzerine takılmış dört trakadan ibaret sistem. Trakalardan biri aracın pruvasına, biri kıç tarafına diğer ikisi alabandalardaki yerlerine kilitle bağlanır.

    KAZIK BAĞI : Ters olarak yapılmış iki mezevoltanın yan yana getirilmesiyle yapılan bağ.


    KEÇ : i. (ing. ketch’den). İki direkli, cıvadralı küçük yelkenli tekne (Yat tipi). // İki direkli, yan yelkenleri olan cıvadralı bir yelkenli tekne tipi. // Çift direkli yelkenli gemi. (Arka direği ön direğinden küçük ve dümen çatkınının önündedir.)

    KEÇE (YAĞ ) : Sızdırmızlık elemanları döner mil keçesi, O-Ring, takım halka, körüklü keçe gibi değişik isimlerle bilinir. Genelde hareketli veya hareketsiz makine parçaları arasında her türlü maddenin sızmasını önleyici elemanlardır. Sızdırmazlık elemanlarının fiyatları makine ve araçların fiyatları ile karşılaştırılamayacak kadar düşüktür.Ayrıca rulmanlar, dişliler ve diğer değerli işlenmiş parçaların ömrü, sızdırmazlık elemanının kalitesine bağlı olduğundan sızdırmızlık elemanları, makine elemanları arasında, en az diğer parçalar kadar önemlidir. Tekerlek keçesi yağ kaçıran bir kamyon, bir iş gününü serviste geçirmek zorunda kalabilir, veya krank keçesi yağ kaçıran bir aracın motorunun sökülmesi gerekir. Bilinen bu önemi nedeni ile, sızdırmazlık elemanları, ileri araştırma, gelişmiş teknoloji ve üretimde kalite güvenliği gerektirir. Görünüş olarak birbirine çok benzeyen parçalar, ölçüsel tolerans, kesit farkı, malzeme kalitesindeki farklılık gibi özelliklerden dolayı uygulamada beklenmeyen ve istenmeyen kötü sonuçlar yaratabilir.

    KEÇE : Keçe, koyun, tavşan, deve, lama gibi memeli hayvanların yünleri ile tiftik keçisinin kıllarının su, sabun ve ısı yardımıyla oluşturulan alkali bir ortamda liflerinin birbiri arasına girmesi ile elde edilen atgısız-çözgüsüz sıkıştırılmış tekstil örneğidir.

    KEİB .1. Türkiye, Rusya Federasyonu, Romanya, Bulgaristan, Ukrayna, Azerbaycan, Moldova, Gürcistan, Ermenistan, Yunanistan, Arnavutluk ve Sirbistan?dan oluşan Karadeniz Ekonomik İşbirliği Asamblesi

    KEİB .2. KARADENİZ EKONOMİK İŞ BİRLİĞİ ..

    KELBEK ANAHTARI :

    KELEBEK SOMUNU :

    KELEPÇE :

    KEMERE :
    Güveretenin dösenebilmesi için posta uçlarini birlestiren enine (omurgaya dik) konan kisimlardir. (yarim oalnina ÖKSÜZ KEMERE denir).POSTALARI BİRBİRİNE BAĞLAYAN VE GÜVERTE KAPLAMALARINI TAŞIYAN ENİNE YAPI ELEMANLARI.

    KENAR : (Bkz. Yaka) : Yelkenlerin kenar ve (köşelerine) denir. Köşeler:Çördek köşesi: Üçgen (Markoni) yelkenlerde yelkenlerin basıldığı (hisa edildiği) mandarın bağlı olduğu üst köşe.Karula köşesi: Ana yelkende direk veya ıstralya dibindeki köşe.Iskota köşesi: Iskotanın bağlandığı (flok, cenova) veya yakın olduğu köşe.Yakalar:Orsa yakası: Rüzgarın girdiği (direk veya ıstralya) kenarı.Altabaşo yakası: Alt yaka, bumba veya güverteye yakın olan kenar.Güngörmez yakası: Rüzgarın çıktığı kenar.

    KERESTE : Kereste kelimesi anlamını bilmek önemli olabilir. Kereste özellikle agaçlardan elde edilen uzun silindirik kabuk ve budakları, dalları temizlenmiş ticari ve sanayi üretimde kullanılmak için hazır olarak bekleyen odun kütlerlerine denilmektedir.

    KERESTE GEMİSİ
    : Özel olarak kereste taşımak üzere yapılmış gemi.

    KERPETEN : çivi sökmeye veya diş çekmeye yarayan, hareketli bir eksen çevresinde çapraz iki parçadan oluşmuş, kıskaç biçimindeki araç

    KERTE :
    Bir dairenin 32de biridir. (11 derece 15 dakika).

    KERTERIZ :Herhangi bir maddenin bir tekneden olan yönünü miknatisi veya cayro pusla ile tayin etmek veya ölçmek.

    KERTERİZ ALAMAK : Herhangi bir maddenin gemi pruvasına göre açısını ölçmek.

    KERYE : Iki tel halti birlestirmek için veya halatin çimasina geçici kasa yapmak için kullanilan civatali kelepçe, sıktırma.

    KESKİ : Ağaç, taş, metal vb.ni yontmaya yarayan, bir ucu keskin çelik araç.
    Demir ve sac kesmek için üzerine çekiçle vurularak yürütülen keskin araç, tırnak.
    Pulluk gövdesi önüne takılan ve toprağı kesip ayıran, bıçak veya disk biçiminde çelikten yapılmış pulluk parçası.

    KESMELİ TARAK GEMİSİ
    : Deniz dibini keserek iş gören tarak gemisi

    KESTANE : El aletleri ile kolay işlenir. Hafif körleştirme etkisi vardır. Çivilenme, vidalanma, cilalanma ve yapıştırılması iyidir. Rutubetli hallerde metallerle temas ettiğinde korozyona neden olduğu gibi mavi, siyah renklenmeler oluşabilir.

    KEŞİF BOTU : Nehir, göl ve benzeri yerlerde keşif yapan şişirme bot.

    KEŞİF GEMİSİ : Keşif görevinde bulunan gemi.

    KEŞİŞLEME : Güney-doğu dan esen rüzgar.

    KIBLE : Güney. 180 derecelik yön. Güney; Güneyden esen rüzgar.

    KIÇ : Teknenin geri tarafi.

    KIÇ BODOSLAMA : Omurgadan kiç taraf kaldirilan dik kisim [Agaç veya maden]

    KIÇ GÖNDERİ : Kiç tarafta sancak çekilmesi için dikilmis olan gönder.

    Kıç Havuz : Geminin vasat kasarası ile kıç kasarası arasında kalan boşluk.
    Kıçaltı . Kıç taraftaki ana güvertenin altına gelen kısım.
    Kıçhalatlar : Geminin kıç tarafı ile kıça yakın kısımlarından kullanılan halatlar.
    Kıçkasara : Gemilerin kıç taraflarında ve ana güverte üstündeki bölüm.
    Kıçtankara : Gemilerin baştan demirleyip veya şamandıraya bağlayıp kıçtan sahile halat vererek yanaşmalarıdır.
    Kıçtankara İskelesi :Kıçtankara olmuş bulunan gemilere girip çıkmak için gemilerin kıç taraflarından sahile verilen ve yanları korkuluk puntelleri ile kapatılmış ağaç veya hafif madenden yapılmış iskele.
    Kıçüstü : Kıç tarafta kalan ana güverte kısmı.
    Kıçüstü / altı : Teknenin kıç tarafında güverte üstü / altı.

    KIL TESTERE : Kıl testeresi takımı gemi modelciliğinin en önemli aletlerindendir. Bu konuda bir çok soru soran ve sorunlarla karşılaşan modelcilere faydalı olacağı düşüncesiyle bu sayfayı hazırladım.
    http://www.modelteknikleri.com/tekni...ellikleri.html
    Tespit ettiğim 5 önemli kullanım hatası var:
    1- Kıl testere ucunun yönü ters takılıyor, dolayısıyla kesme yapılamadığı gibi uç kırılabiliyor; kıl uclarının sivri yönü her zaman testere kolunun sapına doğru olmalıdır. Yani testere kolunu, aşağı doğru hareket ettirince kesim mümkün olur.
    2- Kıl testeresi tezgahı kullanılmadan kesim yapılmaya çalışıldığı için başarısız olunuyor; muhakkak kullanılmalıdır.
    3- Kesilecek parçanın kalınlığına göre uç kullanılmalıdır; 1 ve 2 mm kalınlığındaki kontraplak veya ağaç için 1 ve 2 numara, 3 ve 4 mm kalınlık için 2 numara ve üstü uç kullanılabilir.
    4- Ağaç için kıl testere uçları farklı, metal için farklıdır; ağaç için olan uçla metal kesemeyeceğiniz gibi, metal için olan uçla ağaç kesemezsiniz.
    5- Testere ucu gergin olmalıdır; ucu takarken önce bir tarafı sıkıp diğer tarafı yay gibi hafifçe itip öteki ucu sıkmalısınız. Aksi halde kesim yapamayacağınız gibi ucu kırarsınız. Eğer testere kolu içeriye doğru yamulmuşsa dışa doğru gererek düzeltebilirsiniz.
    BKZ : http://www.modelteknikleri.com/tekni...html#post73934
    ÖNEMLİ :

    KILAVUZ :Yol gösteren, tarihî ve turistik yerleri gezerken bilgi aktaran kimse, rehber
    Örnek: Mum tutan kılavuzların arkasından içeri girdik. F. R. Atay
    Herhangi bir alanda ve konuda bilgi veren, yol yöntem gösteren kitap vb.
    Evlenecek olan erkek veya kadına eş bulan kimse.
    Ruhsal ve zihinsel bakımdan yol gösteren, ışık tutan kimse.
    Kılavuz kaptan.
    Makaradaki filmlerin başında ve sonunda yer alan, filmin alıcı, yıkama aracı, basım aracı, gösterici vb. araçlara takılıp çıkarılmasında kolaylık sağlayan, asıl film için pay bırakan çeşitli renklerde film parçası.
    Somun veya boru içine yiv açmakta kullanılan araç.
    Dar ve uzun bir yerden tel, kablo gibi bükülebilen bir şey geçirilirken bunların ucuna bağlandığı sert nesne.
    Mıknatıslı kuşaklara takılan aynı nitelikte parça.
    Filmlerin, film parçalarının başında, sonunda, aralarında yer alan; filmin alıcı, gösterici, açındırma aygıtı, basım aygıtı, vb. aygıtlara takılıp çıkarılmasını kolaylaştıran; filmi koruyan; asıl film için pay bırakan; boşluk dolduran; bazen çeşitli bilgiler taşıyan ve birçok çeşidi bulunan renkli, renksiz ya da saydamsız, sağlam film parçası
    Budunbilimsel alan araştırmalarında araştırıcıya yardım eden, yol gösteren, araştırıcıyla araştırılan bölge insanları arasında aracılık yapan kişi.
    Yol gösteren, rehber. Kılıç Uzun, düz veya eğri, ucu sivri, bir veya her iki yüzü keskin, kın içinde bele takılan, çelikten silah.
    yol gösteren,

    KILAVUZ ARACI :
    Kılavuzların kılavuzlayacakları gemilere girip, çıkmalarını sağlamak için tehlikesiz sularda kullandıkları küçük kılavuz aracı. Pilot Botu.Bk. KILAVUZ ARACI, KILAVUZ GEMİSİ.

    KILAVUZ BARKOSU
    :Gidilen bir yerde kılavuzluk etmek belgesi bulunan kılavuzun bindiği barko.

    KILAVUZ GEMİSİ : Kılavuzluk sahaları arasında demirlenmiş olarak veya dolaşarak denizden gemileri karşılayıp
    motoru ile kılavuz veren, küçük, fakat denize dayanıklı gemi. // Açık denizlerde kılavuz alıp verebilen büyük
    kılavuz aracı. // Açık denizlerde, belli alanda limana giren gemilere klavuz veren ve çıkan gemilerden klavuz alan, seyir halinde gemi.

    KILAVUZ HALATI : Dalgıç ve balıkadamların gemi ile haberleşmelerini sağlamak üzere bir çıması bellerine bağlı diğer çıması gemide olan halat. Verilecek ana halattan önce verilen daha ince olan halat.

    KILAVUZ İSKELESİ : Kılavuzun, kılavuz alacak gemiye çıkması için bordadan sarkıtılan halattan yapılmış merdiven. Şeytan Çarmığı da denilir.

    KILAVUZ KAPLAMA (VALE.) İlk atılan kaplama elemanının pozisyonu, postaların üst sınırını gösterecektir. Eski gemilerde “Vale” olarak adlandırılan bu kaplamalar, kendisinden sonra bitişik olarak döşenecek olan kaplamalara, kendisine paralel olarak yön verecektir. Bazı gemilerde ilk olarak yerleştirilen en alttaki bir kaplama üzerine iki veya üç “Vale” atılabilir. Daha yeni gemilerde, “Kılavuz” kaplama olarak adlandırılan ilk kaplamalar, güvertenin kenarını gösteren tahtalardır. “Vale veya “Kılavuz” kaplama tahtaları yerlerine doğru olarak yerleştirilmezse, kaplama esnasında bu kaplamalarda meydana gelen sapmalar daha sonra yerlerine yerleştirilecek kaplamalarda da devam edecektir. Bu sebeplerden dolayı “Vale” ve Kılavuz” kaplamalarının yerleştirilmesinde çok dikkat gösterilmesi gerekir ki, bu kaplamalar geminin temel taşları olacaktır. Yukarıda izah edilen sebeplerden dolayı sancak ve iskele tarafındaki “Vale” veya “Kılavuz” elemanları yerlerine yapıştırılmadan önce bir kaç kez planına uygun olarak yerinde prova edilmeli. Gerekirse iğne ile yerlerine geçici olarak sabitlenmeli ve birkaç adım geriden gözle kontrolü yapılmalıdır. Baş ve kıç bodoslama yivleri ve tüm postalar üzerindeki pozisyonlarının düzgün olmasından sonra “Vale” veya “Kılavuz” kaplamaları yerlerine yapıştırılmalıdır. Yapıştırma işleminden sonra da gözle tekrara kontrol etmekte fayda vardır. “Sök tekrar yap” kısır döngüsü içinde sorunlarla boğuşmaktansa düşünerek işlem sırasına göre çalışmak tavsiyemizdir.
    “Vale” ve “Kılavuz” kaplama genellikle küpeşte kenarları düzlüğünde uzanırlar. Orta bölümden ileride ana güverteden bir dereceye kadar daha yüksek olarak yayılacaktır. Güvertesi dolu olan gemilerde kıça doğru olan kılavuz kaplamalar güvertenin düzlüğünden yukarı çıkabilir. Eğer tekne kıç güvertesine sahipse kılavuz kaplama, süpürgelik şeklinde kıç yatırmasına uzanırlar. “Vale” ve “Kılavuz” kaplamalarda inceltme yapılmaz.

    KILAVUZ SEYRİ
    : Sahil maddeleri ve seyir yardımcıları vasıtasıyla sahillere yakın olarak yapılan seyirlere denir.


    KILAVUZ TEKNESİ : Pilot boat. taşıtı kullanmak ve yönetmekle görevli kimse.

    KILİPER
    : i. (?). XIX. yy.da çok kullanılan hızlı yelkenli. // İnce uzun tenezzüh teknesi. Kıliper, yelkenli ticaret gemileri hantal görünüşlüydü ve süratsizdi. Ama, son yüzyılın başlarında, o zamana kadar kanuni sayılan bazı seferler (zencilerin taşınması) yasak edildi. Uzun tekneli, ince uçlu gemiler yapılmağa başladı; bu yüksek direkli ve hızlı gemiler, yapıldığı şehrin adından ötürü Baltimore kıliperi diye adlandırıldı. 1850’ye doğru bunlar yerlerini daha iri fakat aynı derecede hızlı gemilere bıraktı. Yeni gemiler San Fransisco, Avustralya ve Çin (çay nakli) seferine çıkıyordu. Kıliper, buharlı gemilerden sonra ortadan kalktı.

    KINNAP : İspavlo

    KIRICI :

    KIRILGAN :

    KIRLANGIÇ
    .1 : i. (esk.türk. karģılaç veya karlıģaç’tan). Buharlı geminin icadından önce savaş gemisi olarak kullanılan gemi. (Karamürsel çektirmelerinin en küçüğü idi. Donanmada keşif, muhabere ve karakol hizmeti görürdü.)+

    KIRLANGIÇ: 2. KÖPRÜ ÜSTÜNDEN BORDALAR İSTİKAMETİNDE DIŞARIYA UZANAN YAPILARDIR. YANAŞMA VE AYRILMA MANEVRALARINDA, BORDALARI RAHATÇA GÖRDÜĞÜ İÇİN GEREKLİ KOMUTLAR BURADAN VERİLİR. AYRICA GÖZCÜ VARDİYALARI BU NOKTALARDA TUTULUR.

    KIRMA : 1. Kırma, iki ırkın çiftleşmesiyle oluşan ve her iki ırkın özelliklerini taşıyan ya da birinin daha baskın diğerinin özelliklerinin ise daha çekingen kaldığı yeni ırktır. İnsan ırkında kırma için Fransızca bir kelime olan Métis kullanılır. 2. Kırmak işi. Kumaşın katlanmasıyla yapılan giysi süsü, pili.Kırılmış veya dövülmüş tahıl


    KISKAÇ : Bir şeyi tutup sıkıştırmaya yarayan kerpeten, pense vb. araç.
    Açılıp kapanan eğreti merdiven.Böceklerde besin maddelerini parçalamaya ve kendilerini savunmaya yarayan organ Örnek: Deniz kenarında bu meşalelerle korkunç kıskaçlı büyük pavuryalar topladıkları görülüyor. S. F. AbasıyanıkDemircilerin kızgın demiri tuttukları maşa vb. araç.Kıskaç biçiminde olan.Bir şeyi tutmaya, sıkıştırmaya, bükmeye yarayan her tür araç, gereç.Bir aygıtı bir yere sağlamca tutturmak için kullanılan gereç.Bir gaz ya da sıvı akışını, bunların içinden geçtiği lastik boruları sıkıştırarak kabaca denetleyebilen gereç.Kimi Trypanorhyncha'ların dokunaçları üzerinde bulunan externo-lateral uzunlamasına sıralar .

    KIYI :
    Kıyı çizgisi ile kıyı kenar çizgisi arasındaki alan.

    KIYI BOTU : Liman içi yolcu teknesi.

    KIYI ÇİZGİSİ : Deniz, tabii ve suni göl ve akarsularda taşkın durumları dışında suyun karaya değdiği noktaların birleşmesinden oluşan çizgi.

    KIZAK :

    KIZIL SERTLİK :

    KİK :
    Gemilerde deniz filikası olarak kullanılan, kürek ve yelkenle yürütülen bindirme kaplamalı, aşırtma kürekli ince yapılı teknelerdir. // 25/30 kadem boyunda aşırma 4/5 kürekli narin deniz aracı. // Başı ve kıçı aynı olan ve kürek veya yelkenle hareket eden ince yapılı ağaç tekne. Kürekçiler aşırmalı olarak otururlar. // 25/30 kadem boyunda, tek oturaklı, 4/5 kürekli tekne. // Gemi komutanı için tahsis edilmiş vasıta motoru (Komutan Kik’i).

    KİL :

    KİLİT
    : 12,5 veya 15 kulaç uzunluğundaki zincir uzunluğu.

    KİLİT : 1 :12,5/15 kulaç zincir uzunlugu veya iki kilit zinciri birbirine baglayan bir tarafi degirmi diger tarafi harbili bir cins zincir baklasi.

    Kilit KİLİT : 2 :Bir tarafı yuvarlak, diğer tarafı açık demir veya çelikten yapılmış U şeklinde ve açık olan tarafındaki deliklerden geçirilen vidalı bir harbi ile kapatılan, gemicilikte çok kullanılan bağlaç.

    Kilit İşaretleri . Gemi demirlerken denize akan zincirin ne kadarının aktığını anlamak için zincirlerin kilitlerinin üzerine yapılan tel ve boya işaretleri.

    KİMYA : Kimya, maddenin yapısını, özelliklerini, bileşimini, etkileşimlerini ve tepkimelerini araştıran bilim dalıdır.[1][2] Kimya bilimi daha kapsamlı bir ifadeyle, maddelerin özellikleriyle, maddelerin sınıflandırılmasıyla, atomlarla, atom teorisiyle, kimyasal bileşiklerle, kimyasal tepkimelerle, maddenin hâlleriyle, Moleküller arası ve moleküller kuvvetlerle, kimyasal bağlarla, tepkime kinetiğiyle ve kimyasal dengenin prensipleriyle ve benzeri konularla ilgilenir. Kimya'nın ana alt bilim dalları, analitik, anorganik, organik kimya fizikokimya ve biyokimyadır.

    KİMYASAL :Bir Kimyasal madde özel bir kimyasal bileşim içeren malzemedir.

    Kimyasal ayrıca şu anlamlara da gelebilir:

    "Kimyasal" (Joseph Arthur şarkısı), 2000 yılı alternatif rock şarkısı
    Kimyasal (tıp), herhangi bir madde yaşayan bir organizmaya absorbe edilmesi durumunda normal vücut fonksiyonlarını değiştirir
    Kimsayal (bilim), maddenin bilimsel olarak geçirdiği değişiklikler
    Kimyasal (şarkı), İsveç'li Glam Metal grubu Crashdïet'in bir şarkısı

    KİNİŞTİN VALFI
    : Gerektiginde bir tekneye denizden su almak için su kesiminden asagiya konmus ve gerektiginde uzaktan açilip kapatilabilecek valf.

    KİRA KAYIĞI : Gezinti için kiralan kayık: Boğaziçi iskelelerinde kira sandalları kira kayıklarından daha ziyadeleştiği gibi yalıların da eskiyen kayıkları yerine kikleri çoğalıyordu (A.Ş. Hisar).

    Kinistin Valfı , Gerektiğinde bir tekneye denizden su almak için su kesiminden aşağıya konmuş ve gerektiğinde uzaktan açılıp kapatılabilecek valf.

    KİRİŞ :Kiriş, yapılarda döşeme ve kullanım alanı yüklerini düşey taşıyıcılara (kolon) aktaran, mekanik olarak çubuk kabul edilen yapı elemanıdır. Betonarme yapılarda döşeme yüklerinin öncelikle kirişlere aktarıldığı ve kesme kuvveti ile moment tesirleri taşıyan kirişlerin bu kuvvetleri kolonlara aktardığı kabul edilir. Kirişlerin kolondan kolona olan boylarına kiriş açıklığı denir. Kiriş açıklığı arttıkça kiriş kesit yüksekliğinin arttırılması gerekir. Kirişte düşey deformasyonlar (sehim) kontrol altında tutulmalıdır. Aksi takdirde, yapı kullanım konforu azalacaktır.

    KİRLİ GEMİ
    :Ham petrol ve kalın akaryakıtlar taşıyan gemi. // Ham petrol, fuel-oil, akaryakıt gibi kirli mal taşıyan tanker.

    KIT :İhtiyaca yetmeyecek kadar az, bol karşıtı
    Örnek: O devirde bizim gibi henüz askere gitmemiş şoförler çok kıttı. A. Gündüz
    Az, yetersiz (duygu, söz vb.)

    KİT

    KLAS
    : İnşaa edilen gemileri önceden belirlenmiş ve yayınlanmış kurallara göre plan, malzeme, donanım, imalat, test ve teslim aşamalarında güvenlik ve çevre koruma amaçlı olarak denetleyen ve onay verdikleri ürünler tüm dünyada kabul gören uluslar arası kuruluşlar.

    KLASİK: Eski Yunan ve Roma çağı dili ve sanatı ile ilgili olan
    Örnek: Klasik eserlerin oynandığı bir millî tiyatroları yok. H. Taner
    Xvll. yüzyıl Fransız dili, sanatı ve yazarları ile ilgili olan.
    Üzerinde çok zaman geçtiği hâlde değerini yitirmeyen, türünde örnek olarak görülen (eser veya sanatçı).
    Sanatta kuralcı.
    Alışılmış olan, yenilik getirmeyen, geleneksel
    Eski Yunan, Roma ve XVII. yüzyıl Fransız sanatıyla ilgili sanatçı veya eser.

    KLİMEK ROMORKOR : Bkz http://modelgemiplanlari.blogcu.com/...morkor/8996200

    KOÇ BOYNUZU
    : Bas ve kiç omuzluklar ile mataforalarin üzerinde bulunan ve halat volta etmek için kullanilan boynuz seklinde iki kulakli madenler.

    KOFERDAM : 1) Gemilerde gerek görülmesi halinde tanklar yada bölmeler arasında bırakılan boşluk 2) Batan gemiyi kurtarmak için....

    KOFF : Beher direğindeaçevela gönderli yelken olan, iki direkli eski hollanda teknesi.

    KOKU :Kimyasal anlamdaki salgı maddelerinin miktarı ve cinsi koku miktarını belirler ve zamanla azalabilir. Koku nedenlerinden birisi de mantarlardır.


    KOL
    : Flaşaların bir tarafa bükülmemsi sonucu halatta elde edilen elemanlar. Flaşa gibi bütün halat boyundadırlar.

    KOLAY BAYRAK ÜLKELERİ :Tescil kolaylığı, vergi muafiyetleri, istihdamla ilgili sınırlamaların bulunmayışı gibi avantajlar sağlayan ve daha ziyade sahipleri başka ülkelere ait gemilerin sicillerinin bulunduğu ülkeler: Alman İkinci Sicili, Honduras, Antigua and Barbuda, Kamboçya, Aruba, Kanarya Adaları, Bahamalar, Liberya, Barbados, Lübnan, Belize, Malta, Bermuda, Marshall Islands, Burma, Mauritius, Cebelitarık, Panama, Cook-Islands, Sri Lanka, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, St. Vincent The Grenadines, Hollanda Antilleri, Tuvalu, Vanuatu. Korvet: Hafif zırha sahip, fırkateynden küçük sahil devriye gemilerinden büyük savaş gemileridir.

    KOLONA . 1 . Gemilerin sahile verdikleri palamarları bağlamak veya kasalarını geçirmek için sahil ve rıhtımlara konulan ağaç, demir veya taştan yapılmış babalar...

    KOLONA HALİNDE : Yelken gemilerinde seren ve yelkenlerin indirilmesi suretiyle teknenin yalnız direkleri ile bırakılmış hali.

    KOLTUK : Bir teknenin aborda olduğu yere sıkılması için bas ve kıç omuzluklardan verdiği halat.

    KOLTUK HALATI : Gemilerin baş ve kıç taraflarından sahile verdikleri halatlar. Kısa olarak koltuk denilir.


    KOLTUK :Bir teknenin aborda oldugu yere sıkılması için bas ve kıç omuzluklardan verdiği halat.

    KOMODOR : Bir filotillayı sevk ve idare eden.

    KOMPLE : BÜtÜn -tamamı- hepsi.

    KOMPRESÖR :

    KOMUTA
    :Emri altında bulunan birlikleri yönetme yetkisi


    KONİK :

    KONİŞMENTO
    : Yükün taşıyan tarafından teslim alındığını kanıtlayan belge, yük senedi. Konişmento taşınacak olan yükün hangi koşullar altında taşınacağını belirler. Bkz. T.T.K Md. 1097.

    KONSERVE FABRİKA GEMİSİ : Tutulan balıkları işleyip konserve yapan gemi.

    KONSOL :

    KONTRA MİZANA DİREGİ
    : Mizana direginin gerisindeki direk.

    KONTRA OMURGA : Ana omurganin asinmamasi için altina konan serit halindeki parça.

    KONTRA PALAK :

    KONTRA TAVLON GÜVERTE
    : Eski harp gemilerine ait bir güverte kati

    KONTRATA GRANDİ DİREĞİ : Kontra mizanadan sonraki kıç direk

    KONTRATA GÜVERTE : Vasattaki kasaraların üstünde veya aynı seviyede demir kemerelerden oluşan ve üzerlerine can kurtaran filikaları veya motorları konulan döşemesiz yerler. Ariyet, Rüşvet Güverte de denir.

    KONTRATA MİZANA DİREĞİ : Mizana direğinin gerisindeki direk.

    KONTRPLAK (PLYWOOD) : Bitişik katmanlar halinde doğru açılarda damar istikametine göre tutkallanan birçok ahşap levhanın bir araya gelmiş şeklidir. 2 mm.’den itibaren birçok kalınlıkta piyasada bulunmaktadır. Kontrplak kolay kesilir, delik açılıp çivi çakılabilir. Önemli değilse bile diğer çeşit ağaç plakalarını dikkate almak suretiyle damar istikametlerinin gözlenmesi bir avantajdır. Kontrplak eğilmeye ve bükülmeye az meyillidir.
    Piyasadaki çeşitler aşağıdadır: Huş ağacı kontrplak (iyi kalite), gürgen kontrplak (orta kalite) ve kavak kontrplak ( en kötüsü). Diğer çeşitler, modelciler için elverişli olmayan meşe ve mohagany gibi. Kontrplak çirkin görünür ve bu sebepten dolayı görünen yerlerde gemi modelciliği aşamalarında kullanılabilir (tamamı kaplanmış tekne, güverte kiriş ve direklerinin iskelet ve iç omurga). Göze görünmeyen yerlerde kontrplak kullanılmaktadır. Ucuz.

    KONVERTER :

    KONVOY
    :Harp zamanında düşmanın, suüstü, denizaltı ve hava hücumlarına karşı harp gemileri tarafından korunan gemiler topluluğu.


    KONYE ETMEK :

    KOPİLYA :

    KOPYE :

    KORNİYE :

    KOROZYON :
    Gemi üzerinde bulunan demir ve çelik aksamın, oksijen ve havadaki nem nedeniyle paslanması

    KORSAN : Vurgun amacıyla gemilere saldıran haydut.

    KORSAN GEMİSİ : Deniz hırsızlığı ve korsanlık yapan gemiler. (Düşman gemilerini basarak mallarını alan bir devletin donanma gemilerine de aynı ad verilirdi.)

    KORSANLIK : Deniz haydutluğu.

    KORVET : i. (Hollandalıların takip gemisi Korver’den fr. corvette). Yelken devrinin, firkateynden daha küçük, fakat aynı biçimde ve aynı yelken donanımına sahip savaş gemisi. // Günümüzde denizaltılara karşı özel olarak silahlandırılan ve konvoylara refakat için kullanılan küçük, hafif gemi. // İlk önceleri silme güverteli, tek sıra, 18 topu olan yelkenli savaş teknelerine denilirdi. Sonraları refakat, devriyeve konvoy görevleri yapan savaş gemilerine de denilmiştir. // 3 Direkli harp gemisidir. 33-39 zirâ boyundadır. Topları 30 adet olup, toplar yalnız güvertesindedir. 174 personeli vardır. Firkateyn’den küçüktür, fakat yelken donanımı aynı biçimdedir. // (fr. Corvette) Hollandalıların takip gemisi Corver’den gelir. Yelken devrinde Firkateyn’den küçük, fakat aynı biçimde ve aynı yelken donanımında olan gemilere korvet denilirdi. Bugün denizaltılara karşı özel olarak silahlandırılmış, konvoylara refakat için kullanılan, küçük gemilere denir. Eskiden güverteli basit bir tekne olan korvet, XIX. yy.da küçük bir savaş gemisi haline geldi; güverte altında tek bir bataryada yirmi kadar, baş ve kıç kasaralarında da dökme birkaç kaval topu vardır. Korvetler filoların evrak, yolcu ve bunun gibi servis işlerinde kullanılır yahut amiralin işaretlerini diğer gemilere pasaparola (tekrar etme) ederdi. Deniz Harp okulu öğrencileri uzun süre yelken kullanmasını korvetlerde öğrenirlerdi.

    KOSTER :i. (ing. coaster) Kıyı limanları arasında seferler yapmak üzere inşa edilmiş ve donatılmış küçük tonajda yük gemisi. // Kısa sefer yapan küçük tonajlı (örneğin en çok 499 gros tonilatoluk) yük gemisi. Bugün için koster deyince 300 grostonun altındaki gemiler akla gelir. Bu gemilerin birçok liman giderinden muaf tutulması, gemi sahiplerini ve inşaatçıları, groston hesapları 300’ün altında, fakat taşıma kapasiteleri yüksek gemiler inşasına sevketti, böylece bu tip gemilerin planlanması gemi inşaatçılığında bir bilim kolu haline geldi. Bugünkü kosterlerin taşıma kapasitesi 2 000 tonun üstüne çıkmıştır ve artık bu koster irilerine okyanus aşırı limanlarda bile rastlanabilmektedir. Yakın sahil yük gemisi.

    KOTRA :i. (ing. cut, kesmek > cutter’den). Genellikle tek direkli, randalı, ince ve hafif spor yelkenlisi (böyle adlandırılması suyu kesiyor gibi görünmesindendir): Suad, ara sıra gözlerini dikişinden kaldırıp, yeşil, köpüklü denizde beyaz yelkeniyle uçan kotraya bakarak, dalgın, yalnız, meşgul idi (Mehmed Rauf). // Tek direkli, cıvadralı, iki yan yelkene sahip tekne. Bk. YAT. İnce ve narin bir tekne olan kotra, kısa boyludur ve pupaları çok batıktır. Yarış kotralarında çok ince olan omurga, yana kaymayı önleyen bir yelpaze biçimindedir. Sabit olan arması, çubuklu ana direkteki serene açılan yamuk dörtgen büyük bir yelken ile bir pik ve iki floktan meydana gelir. Eskiden savaş gemisi olarak kullanılan kotra, yelkenli gemilerden kurulu harp bahriyesiyle birlikte ortadan kalktı. Bugün gezi ve spor yapma amacıyla kullanılır.

    KOVALI TARAK GEMİSİ : Dönen aygıtı üzerinde bulunan kovaların deniz dibini kazıyarak tarama işlemi yapan tarak gemisi. // Devamlı dönen bakraçlarla deniz dibini tarayan tarak gemisi.

    KOVAN :

    KOVANLI :

    KOVANLI RADYA :

    KOY :
    Ufak teknelerin demirleyerek barınabilmelerine yarayan, rüzgar ve denizlere karşı muhafazalı, karaların içine doğru girmiş olan küçük, tabii liman.

    KÖLE GEMİSİ : Tutsak, esir taşıma işinde kullanılan gemi.

    KÖMÜR GEMİSİ :Kömür taşımağa ayrılan yük gemisi veya kömür taşımak üzere özel olarak yapılmış gemi. Bk. KÖMÜR TEKNESİ Kömür taşımak için özel olarak yapılmış tekne, gemi. Bk. KÖMÜR GEMİSİ.

    KÖPRÜ ÜSTÜ : YAŞAM MAHALLERİNİN EN ÜSTÜNDE,GEMİNİN SEYRİYLE İLGİLİ HER TÜRLÜ CİHAZ VE ALETİN BULUNDUĞU VE GEMİNİN SEVK VE İDARE EDİLDİĞİ MAHALLERDİR.

    KÖR KAPAK : Lumbuzlari içerden kapayan demir kapak.Lumbuzları içerden kapayan içeriden dışarıya ışık sızmasını önleyen demir kapak .

    KÖR TRAMOLA : Yelkenle yapılan seyirlerde orsadan dönüş yapmak istenirken herhangi bir sebeple teknenin orsaya gelmeyip aksi yöne gitmesi ve dolayısıyla tramolanın yapılamaması haline denir.

    KÖRFEZ : Karanın içine sokulmuş büyük deniz kısmı.

    KÖRÜK :

    KÖSTEK :
    Cıvadra ile cıvadra üzerine sürülen bastonların, istiralyaların çekmesi ve istiralyalar üzerine açılan yelken ve flokların rüzgar basıncı ile yukarıya doğru kalkmaması için cıvadara ve baston ile baş bodoslama bordalar arasına donatılan tel veya zincir donanım. Mistaço da denilir.

    KÖŞEBENT :

    KREMAYER DİŞLİ :

    KREYN :
    Yapı ile birlikte yükseltilmiş bir platform üzerine yerleştirilmiş vinç. Yükleme boşaltma aracı.

    KRİKO : Kriko, ağır yükleri kısa mesafelere kaldırmakta, yüksek basınç uygulamakta ve çeşitli parçalardan oluşan malzemeleri desteklemekte kullanılan ve çoğunlukla elle çalıştırılan aygıt.

    Krikolar kaldıraç ilkesine dayalı olarak, hidrolik etkiyle ya da kremayer-pinyon mekanizması (vida sistemi) uyarınca çalışır. Çoğu kriko elle taşınabilir boyutta ve hafiflikte olmakla birlikte binlerce ton ağırlığı kaldırabilen krikolar da vardır. Krikonun en yaygın örneği, otomobillerde lastik değiştirebilmek için aracın bir bölümünü yukarı kaldırmakta kullanılan otomobil krikosudur.

    KROM :Krom çok sert olması ve erime noktasının 1857 °C olması nedeniyle, metallere sertlik sağlanması ve zırhlı araç yapımı için kullanılır. En önemli kullanım alanı Ni ile beraber paslanmaz çeliklerdedir. Oluşturdugu kromoksit tabakası çelik yüzeyini film tabakası gibi kaplar ve kimyasal korozyona karşı dayanıklılık sağlar.
    Krom doğada +3 yüklüdür, indirgenme reaksiyonuyla +6 değerlik alır. Toz formdaki krom, deri tabaklamada uzun yıllardır kullanılmaktadır. Deriye uzun süre dayanma özelliği kazandırır. Ayrıca 118 elementten 24. sıradadır.Krom kandaki şekerin hücrelere aktarılmasına yardımcı olur. Krom yer fıstığı, yumurta sarısı, peynir, üzüm suyu, maya, istiridyede bulunur. Kemiklere de faydası vardır.

    KROM KAPLAMA : BKZ : http://www.akilli.tv/search.aspx?q=e...%C4%B1l%C4%B1r

    KROZ
    : Halatın çıması veya bedeninin birbiri üzerine aykırı konulması.

    KRUVAZÖR : i. (fr. croiser, kol gezmekten croiseur). Açık denizde kol gezmek, bir filoya veya konvoya keşif yapmak, uçak ve hat gemilerini düşman uçaklarının veya hafif gemilerin saldırılarına karşı korumakla görevli, daha çok toplarla donatılmış hızlı savaş gemisi. // Bir savaş gemisinden daha hızlı olmasına karşılık, daha küçük ve daha hafif silahlarla ve zırhlarla donatılmıştır. Bir muhrip ile karşılaştırıldığında kruvazörün daha ağır silahlarla donatıldığı görülür. Genellikle görevi açık denizde seyretmek, keşif yapmak, uçak ya da diğer savaş gemilerinin saldırılarını önlemektir. // Donanma içinde çok maksatlı olarak kullanılabilen bir gemi tipidir. Büyüklüğü, taşıdığı silah gücüne göre kendi tipleri arasında; Ağır Kruvazör, Hafif Kruvazör diye sınıflandırılır. Filo içinde manevra yeteneği yüksek, vurucı gücü fazladır. // Muhrip ve firkateynden büyük tonajda savaş gemisi. // Kol gezmek sözcüğünden gelir. Açık denizlerde kol gezmek, bir filo veya konvoya keşif yapmak, düşman saldırılarına karşı korumakla görevli, daha çok topla donatılmış, hızlı bir savaş gemisidir. Vurucu gücü fazladır. Manevra yeteneği yüksektir. Tüm ihtiyaçlarını çok uzun süreli olarak kendi olanakları ile karşılayabilecek yetenektedir. Büyüklüklerine, silahlarına, zırh durumlarına göre sınıflandırılırlar. Yıllar ilerledikçe, çeşitli hacimde, çeşitli silahları olan çeşitli kruvazör tipleri ortaya çıkmıştır. Eski kruvazörler, kalyonlardan daha hafif donatılmış, daha az silahlandırılmış firkateyn ve korvet tipi gemilerdi. Modern kruvazörler hat gemilerinden daha hafif zırhlı, hızları oldukça yüksek, çok değişik tonajlarda yapılmış gemilerdir. Topları ve tonajları hat gemisininkine eşit olan kruvazörlere savaş kruvazörü denir. Top çapları biraz daha küçük olanlar birinci sınıf kruvazör (veya ağır kruvazör) ve ikinci sınıf kruvazör (veya hafif kruvazör) adını alır. Bunlardan başka bir de uçaksavar kruvazörleri vardır. Bunlar (ana topları dahil) bütün toplarıyla uçaklara ateş edebilir; ayrıca bir amiral ve kurmay heyetine ayrılan ve özel savaş aletleriyle donatılan kumandan kruvazörleri de sayılabilir. Almanların Derflinger ve İngilizlerin Lion’ından sonra, Birinci Dünya savaşında yapılan kruvazör tiplerinin en önemlilerinden biri İngilizlerin Hood savaş kruvazörüydü. Yeter derecede zırhlı olmayan bu kruvazör 1941’de batırıldı; tonajı 42 000, hızı 32 mil idi; 8 tane 380 mm’lik toplu bataryası vardı. İki dünya savaşı arasında kruvazörler, Washington deniz antlaşmasına göre 10 000 ton olarak sınırlanmıştı; yop çapı 203 mm’den büyük olmayacaktı. Bütün büyük deniz kuvvetlerinde bu tip kruvazörler vardı. Fransa’da Algérie adlı kruvazörlerle bu tip son derecede gelişmişti. Algérie, 1942’de Toulon’da intihar etti. Washington deniz antlaşmasını 1939’dan sonra tanımayan Japonlar, 15 000 tonluk kruvazörler yaptılar, Amerikalılar da onları taklit ettiler. 1945’ten beri kruvazörlerin tonajını sınırlayan hiç bir anlaşma yoktur. Hizmetteki kruvazörlerin tonajı 2 000 ile 3 000 tondan, bazı amerikan kruvazörlerinde 30 000 tona kadar çıkmaktadır.

    KUDASTRE : Yaklaşık olarak 50 kadem uzunluğunda Çin Denizi’ne özgü iki direkli yelkenli tekne. KURTARMA GEMİSİ Karaya oturmuş bir geminin kurtarılması, batmış bir geminin yüzdürülmesi, hareket kabiliyetini kaybetmiş bir geminin çekilmesi gibi işlerde kullanılan gemi. // Çekme gücü yüksek, içinde, karaya oturmuş veya batmış gemileri yüzdürebilecek, deniz altında ve üstünde geçici tekne onarımları yapabilecek araçları bulunan, açık denizde römorkörlük yapabilen gemi. // Kurtarma işleri yapmak üzere özel olarak yapılmış ve donatılmış gemi. KURU YÜK GEMİSİ Çeşitli ticaret eşyası taşıyan gemi.

    KULAÇ : 185 santim veya 6 kademlik uzunluğu ifade eder.

    KULAÇ HATLARI : Deniz haritalarında denizin derinliklerini belirten nokta, hat ve noktalı hatlardan oluşan çizgiler.

    KUMANDA : Komuta; bir aleti, şeyi veya kimseyi yönlendirme.
    http://www.modelteknikleri.com/kuman...nten-boyu.html

    KUMANDA KANALI : Bkz ...http://www.modelteknikleri.com/model...dirilmesi.html

    KUMANYA
    : Komuta; bir aleti, şeyi veya kimseyi yönlendirme

    KUMANYALIK : Gemilerde personel için bulundurulan yiyecek ve içecek

    KUMAŞ : Kumaş, ipliklerin, çeşitli yöntemlerle bir araya getirilerek oluşturduğu kaplayıcı yüzeylerdir. Pamuk, yün, ipek, keten vb maddelerden elde edilir.
    Birbirlerine dik ve paralel konumda bulunan ipliklerin birbirlerinin altından üstünden geçirilmesi ile kumaş oluşturulur

    KUMPAS : Ölçüm hassasiyetine, ölçüm şekline göre çeşitleri bulunur. Derinlik kumpası, delik kumpası vs. gibi çeşitleri vardır ama tümünün ölçüm sistemleri aynıdır. İki çenesi arasında kalan kısmı ölçen, sürgülü bir alettir. Şekli, kabaca boru anahtarını andırır. Bir sabit cetvel üzerinde gezen hareketli bir parçadan oluşur. Gezen kısmına verniyer adı verilir. Birçok sektörde kullanılır. Hassasiyeti, yapılan işe göre değişir.

    KUNTRA : İskota yakasına bağlanan iki inceden birisi iskota olarak kullanıldığında diğeri kuntra olur. Kontra kontr kelimesinden gelme olup, karşı-zıt-yedek anlamında kullanılır.Kuntra omurga, bodoslama-grandi-güverte gibi Kuntra flok-kuntra mizana ve benzeri.

    KUNTRA (KONTRA) [/B]: Iskota yakasına baglanan iki inceden birisi iskota olarak kullanildiginda digeri kuntra olur. Kontra kontr kelimesinden gelme olup, karsi-zit-yedek anlaminda kullanilir.Kuntra omurga, bodoslama-grandi-güverte gibi Kuntra flok-kuntra mizana ve benzeri.

    KURMA : Bir şeyi oluşturan parçaları birleştirerek bütün durumuna getirmek, monte etmek
    Örnek: Geniş çöl ufukları arasında çadırlarımızı kurduk. F. R. AtayHazırlamak
    Yaylı, zemberekli şeylerde yayı veya zembereği germek
    Gereken şartları hazırlayıp kendi kendine olmaya bırakmak.
    Etkisi ve önemi geniş şeyler meydana getirmek, tesis etmekYapmak, inşa etmek Yapmak, oluşturmakOrtaklık sağlamak.(Oyun):Bir oyunu bütün öğeleri ile belli bir düzen içinde oynanır hale getirmek.
    Zemberekli alıcılarda, motoru çalıştıran zembereği kurulu duruma geçirmek üzere kolu ya da anahtarı çevirmek.

    KURS : Yuvarlak ve yassı biçimli nesne, ağırşak.
    Bir gök cisminin teker biçimde görülen yüzü, çörek.
    Resmî ve özel kuruluşlarca ilgililere belirli bir konuda bilgi, beceri ve davranış kazandırmak amacıyla düzenlenen ve kısa süreli derslere dayanan eğitim etkinliği, kur
    Örnek: Lisan kursunu filan pek alıp sattığı yokmuş. H. Taner
    Bk. devi
    Resmî ya da özel kuruluşlarca ilgililere belirli bir konuda birtakım bilgi, beceri ve davranışlar kazandırmak amacıyle düzenlenen ve kısa süreli derslere dayanan eğitim etkinliği.

    KURŞUN : Kurşun atom numarası 82 ve atom kütlesi 207,19 olan mavi-gümüş rengi karışımı bir elementtir. 327,5 °C de erir ve 1740 °C de kaynar. Doğada, kütle numaraları 208, 206, 207 ve 204 olmak üzere 4 izotopu vardır.

    KURŞUN DÖKME Bkz..http://www.modelteknikleri.com/kalip...ma-deneme.html

    KURT AĞZI :Içinde halat geçmesi için güverte üzerinde bas ve kiç omuzluklarina monte edilen demir yastiklar.

    KURTARMA : Bir deniz kazasında gemide bulunan şeylerin, o gemiadamlarının yönetimlerinden çıktıktan sonra üçüncü kişiler tarafından ele geçirilerek güven altına alınması.

    KURUHAVUZ : Gemilerin havuzlanmaları için sahile dik olarak yapılan ve derinliği gemilerin su içindeki derinliğinden fazla olan, gemilerin girip çıkmaları için su geçirmez bir kapağı bulunan taştan veya betondan yapılmış havuz.

    KURUZ : Gemi teknesinin kıç tarafta ve su kesiminden aşağıda oluşturduğu darlaşma.

    KURVAZİYER GEMİ : Üzerinde birçok konaklama, yemek, eğlence seçenekleri bulunan; yüksek hizmet standartlarına sahip; programlanmış belirli rotalarda turistik amaçlı olarak çalışan yolcu gemileridir.

    KURYE GEMİSİ : Bir veya daha fazla limanda tarifeli geçici turistik ziyaret yapmak amacıyla, bir grup programına katılan yolcuları taşıyan ve sefer boyunca normal olarak, diğer herhangi bir yolcuyu almayan veya indirmeyen, herhangi bir yükü yüklemeyen veya tahliye etmeyen uluslararası sefer yapan gemi.Gemiler arasında haber, emir götüren tekne.

    KUSMAK : İyice temizlenmemiş, üzerindeki kiri gerektiği şekilde çıkarılmamış satıhlar üzerine vurulan boyanın altından kısa bir zaman sonra pasın çıkması.


    KUŞAK : Bele sarılan uzun ve enli kumaş.
    Sağlamlığını artırmak için, bir şeyin çevresine geçirilen ağaçtan veya metalden bağ.
    Yeryüzünde veya herhangi bir gök cisminde belli şartları sağlayan bölge.
    Yeryüzünün kutuplar, kutup daireleri ve dönencelerle belirlenen beş bölümünden her biri, küre kuşağı.Yaklaşık olarak aynı yıllarda doğmuş, aynı çağın şartlarını, dolayısıyla birbirine benzer sıkıntıları, kaderleri paylaşmış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu.
    Bir küre yüzeyi, paralel iki düzlemle kesildiğinde iki kesitin arasında kalan bölüm.
    Henüz birleştirilmemiş ses ve görüntü taşıyan filmler.Televizyonda programlar için ayrılmış özel zaman dilimi. Bir izgenin iki sıklık değeri arasında kalan ışınım bölgesi.
    (Lat. generatio < generare = doğurmak) : 1- (Genellikle) Aşağı yukarı aynı yıllarda doğmuş olup aynı çağın koşullarını, dolayısıyle birbirine benzer sıkıntıları, yazgıları yaşamış, benzer ödevlerle yükümlü olmuş kişilerin topluluğu. 2- (Tarih felsefesinde ve kültür tarihinde) Yeni bir anlayışta yeni bir yaşama duygusunda, yeni biçimlerde birleşen, eskiden belirgin çizgilerle ayrılan kişilerin topluluğu.
    Bir filmin, boşfilmden dolu filme kadarki bütün çeşitlerini anlatır genel terim
    Henüz birleştirilmemiş ses ve görüntü taşıyan filmler
    (Kötü anlamda) Dikkate değer hiç bir özellik taşımayan, sıradan sinema yapıtı.
    Boş film yapımında kullanılan, üzeri duyarkatla örtülü, çok geniş bir tabandan film boylarına göre istenilen ende kesilmiş parçalardan her biri.

    KUŞ KAFESİ : Bkz. http://www.modelteknikleri.com/kus-k...pim-erkut.html

    KUTAY KARA : Bkz...Zımpara Takozu Yapımı(Sünger)

    KUTRA : Iskota yakasına bağlanan iki inceden birisi iskota olarak kullanıldığında diğeri kuntra olur. Kontra kontr kelimesinden gelme olup, karsı-zit-yedek anlamında kullanılır.Kuntra omurga, bodoslama-grandi-güverte gibi Kuntra flok-kuntra mizana ve benzeri.

    KUTRANİ KAPLAMA : Ahsap diagonal (çapraz) kaplama. ( diagonal planking )

    KUTUR : Cisimlerin genişliği, kutur Örnek: Tüfeklerin çaplarını sorsanız cevabını veremezler. Ö. SeyfettinBüyüklük.Ölçü, ölçek Örnek: Bütün bu çabalar da Alman edebiyatını dünya çapında bir güce kavuşturmaya yetmiyor. H. TanerYapının veya arsanın boyutlarını ve sınırlarını gösteren harita.Bilgi, deneyim ve yeteneklerin tümü Örnek: Her şeyde olduğu gibi politikada da bu büyük rolü insanın kendi çapı oynar. H. TanerUç noktaları dairenin çevresi üzerinde bulunan ve çemberin merkezinden geçen doğru parçası.Bozuk, eğri, dolaşık, aykırı.Bozuk, eğri, dolaşık, aykırı bir biçimde.
    Bir çemberin özeğinden geçen bir doğrunun çemberi kestiği iki nokta arasındaki uzaklık.
    Yivli setli namlularda karşılıklı iki set arasındaki mesafe, yivsiz setsiz silahlarda ise namlu iç genişliğini ifade eden kalibre veya milimetre cinsinden tanımlanan ölçü.
    Uç noktaları dairenin çevresi üzerinde bulunan ve çemberin merkezinden geçen doğru parçası.

    KUVVET : Fiziksel güç, takat Örnek: Bu kadar cesur bir hamleye yetecek kuvvetim yok. Y. Z. Ortaç
    Güç Şiddet, zor, cebir.Yetke, erk, nüfuz.Dayanıklı olma durumu, tahammül, mukavemet.Bir ülkenin savaşçı silahlı kuruluşları veya gücüDurgunluğu harekete veya hareketi durgun bir duruma çeviren etken, direnci kıran veya direnç doğuran özellik.Bir niceliğin kendisi ile çarpılarak yükseltildiği derecelerden her biri: 2x2x2=23 denkleminde, 3 sayısı 2'nin kuvvetini gösterir.Bir cismin durgunluk ya da devinim durumunu değiştirebilen yönleçsel nitelikli etki. anlamdaş gürelik.Bir cismin durgunluk ya da devinim durumunu değiştirebilen yönleçsel nitelikli etki. anlamdaş gürelik.Bk. güç
    Bir cismin durma ya da devinim durumunu değiştiren dış etken. (SI birimi newton'dur).
    1. güç, kudret, takat, sıhhat, sağlamlık. 2. bir hükümetin askeri gücü.
    Sükunette bulunan cisimleri harekete, hareket ettikleri sükunete getirmeğe muktedir olan sebeb. (Kuvvet, te'sir ettiği cisimlerin haricindedir.)

    KUVVETLE YÜRÜTÜLEN GEMİ : Makine ile yürütülen herhangi bir tekne.

    KUYRUK MOTORU : 1959'da bugün kuyruklu olarak bilinen Aquamatic motorlar üretildi. 1974 yılında tekne ve yelkenli yatların daha hızlı, sessiz ve sarsıntısız seyretmesini sağlayan yelkenli tekne kuyrukları geliştirildi.uyruğu, komple tahrik sisteminin bir parçasıdır. Kuyruklar, belirli model motorlarla birlikte çalışmak üzere özel olarak tasarlanmıştır. Kuyruk ve motor kombinasyonları rastgele birleştirilemez. Bu birleşme size aşağıdaki imkanları sağlar :
    - yüksek performans- düşük yakıt tüketimi
    Uzun servis aralıkları Düşük ses ve sarsıntı Keyifli sürüş

    KÜÇÜK BOT : (PATALYA) 12 kadem boyunda tek çifte bottur. Kutrani kaplama olarak yapılan; makine, kürek ya da yelkenle yürütülen yarım güverteli tekne. İşkampavya, hizmet teknesi Bkz. İŞKAMPAVYA.

    KÜLÇELEŞME : Bir sonuç elde etmek, herhangi bir şey ortaya koymak için güç harcayarak yapılan etkinlik, çalışma .
    Bir değer yaratan emek.
    Birinden istenen hizmet veya birine verilen görev
    Sanayi, ticaret, tarım, maliye vb. alanlara ilişkin ekonomik etkinliklerin bütünü.
    Kamu yararına yapılan işler.
    Herhangi bir yere düzen verici, günlük yaşayışı sağlayıcı her türlü çalışma.
    Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek
    İş yeri
    Bir mal veya hizmet üretmek için harcanan emek.
    Tarım, sanayi ve hizmetler gibi çeşitli iktisadi alanlarda yürütülen etkinlikler.
    Geçim sağlamak için herhangi bir alanda yapılan çalışma, meslek.
    Birinden istenen hizmet veya ona verilen görev.
    Bir kuvvetin etki noktasını devindirmesi. İş, kuvvetin yol boyunca birleşeni ile alınan yolun çarpımına ya da 'kuvvet yönleci ile yol yönlecinin sayıl çarpımına eşittir.

    KÜME : matematiksel anlamda tanımsız bir kavramdır. Bu kavram "nesneler topluluğu veya yığını" olarak yorumlanabilir. Bu tanımdaki "nesne" soyut ya da somut bir şeydir; fakat her ne olursa olsun iyi tanımlanmış olan bir şeyi, bir eşyayı ifade eder. Örneğin, "Tüm canlılar topluluğu", "Dilimiz abecesindeki harflerin topluluğu", "Masamın üzerindeki tüm kâğıtlar" tümcelerindeki nesnelerin anlaşılabilir, belirgin oldukları, kısaca iyi tanımlı oldukları açıktır. Dolayısıyla bu tümcelerin her biri bir kümeyi tarif eder. O halde, matematikte "İyi tanımlı nesnelerin bir topluluğuna küme denir" biçiminde bir tanımlama sezgisel olarak ilk başta yeterli olacaktır.

    Tanımda geçen nesne sözcüğü aslında yeterince açıklık ifade eden bir sözcük değildir. Ama sezgisel olarak, kümeyi oluşturan nesnelerin iyice tanımlı olduklarını; yani belirgin, başka nesnelerden ayırdedilebilir şeyler olduklarını düşünüyoruz demektir. Bir bakıma, bir kümeyi oluşturan nesnelerin tek tek neler olduklarını düşünmekten çok, bir arada düşünebilir olmaları önemsenir.

    Bir kümeyi oluşturan nesnelere o kümenin ögeleri veya batısal terimi ile elemanları adı verilir. Güneş, evrendeki yıldızlar kümesinin bir ögesidir. Bir kümenin ögesi olan bir nesneye o kümenin içindedir ya da kümeye aittir denir. Küme tanımına göre bir öge ya kümenin içindedir ya da değildir.

    KÜPEŞTE TRİZİ : Küpeşte kaplamalarının en üstüne konulan enli ağaç kütük

    KÜPEŞTE VARDEVELESİ : Gemi güvertelerinde personelin emniyeti için, küpeştelere konmuş vardevele puntelleri üzerine donatılan halat veya zincirlerdir.

    KÜPEŞTE : 1) Prampetin en üst kısmı, 2) Vardevela puntellerinin, prampetlerin en üstlerine gemi boyu istikametinde yerleştirilen ağaç veya profil trabzan. 2) Filikalarda borda kaplamalarının en üst sırasına tekne boyu istikametince vurulan ie iskarmoz yuvalarının bulunduğu yatay tiriz.

    KÜREK ISKARMOZU :Kürek takmak için kayık ve sandalın yan kenarına dikine yerleştirilmiş ağaç çubuk, iskarmoz. ( Gemilerin kaburgalarını oluşturan eğri ağaçların adı.
    Kürek takmak için kayık ve sandalın yan kenarına dikine yerleştirilmiş ağaç çubuk.
    Vücudu yuvarlak, uzunca, pullu, burnu sivri, küçük palamut boyunda bir balık (Sphyraena sphyraena).
    Kayık ve sandallarda kürek takılmak üzere yan kenarlara dikine sokulmuş tahta çiviler.
    Kemikli balıklardan, iskarmoz balıkları (Sphyraenidae) familyasından, 1 m kadar uzunlukta olabilen, Atlantik Okyanusu ve Akdeniz'de yaşayan bir tür, barrakuda.
    Gemilerin kaburgalarını oluşturan eğri ağaçların dalı.)

    KÜREK LENTİYESİ : Küreklerin ıskarmozlardan kurtularak denize düşmemeleri için kürek palasındaki delikten geçirilip tekne içindeki bir yere bağlanan halat.

    KÜREK LUMBARI : Filikalarda iskarmoz yerine küreklerin oturtulduklari oyuk yerler (küpestede takazlik tahtasinda).

    KÜREK LUMBARKAPAĞI : Askeri filikalarda ıskarmoz yerine küreklerin oturtuldukları oyuk yerler (küpeştede takatlik tahtasında).

    KÜREK TOPACI : Küreklerin çekilmeleri için elle tutulan kısımları.

    KÜREKLER : Eski mısırlılar ve Romalılar tarafın icat edilen küreğin tarihi milattan önce 25.yy dayanmaktadır. Nil ve Akdeniz bölgelerinde ilk kez kullanılmışlardır. İnsanoğlunun denizlere açılmasıyla birlikte ulaşımın önemli bir unsur olduğu dönemlerde kürek önemini yükseltmiştir. Balina avcıları, balıkçılar, kılavuz gemileri, kadırgalar, küçük tüccar gemileri için kürek vazgeçilmezdir.

    KÜRSÜ : Top kundağını geminin güvertesine bağlayan kalın demir kaide.
    Konu 3qq tarafından (15.05.2015 Saat 01:47 ) değiştirilmiştir.

  3. #3
    Kutay KARA - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Forum Üyesi
    Üyelik tarihi
    10.12.2013
    Yaş
    37
    Mesajlar
    1.185
    Konular
    141
    Aldığı Beğeni
    14
    Verdiği Beğeni
    3

    Standart Cevap: K

    Alıntı 3qq Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    teşekkür ederim abi

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •