Öncelikle yaz aylarındaki orman yangınları hakkında ve her siyasi dönemde orman arazilerine yangından daha fazla zarar verecek her türlü yasa ve yönetmeliklere duyarlı olmak dileği ile...

Ağaçlar hakkındaki bilgiler çeşitli sitelerden derlenmiştir.daha detaylı biligler faydalı siteler ve linkleri bölümünde belirtilmiştir.


Kültürü ve kültürümüzde yeri: Türkler arasında ağaç kültüde geniş yer almaktadır. Başka milletlerde olduğu gibi, Türklerde de ağacı tanrı yahut tanrıdan aytılmış bir parça tanıyanlar çok olmuş, ağaçlar üzerinde dualar tertiplemişlerdir.

Altay Türkleri kayın ağaclarına taparlardı. Kayın ağacı başka ağaçlardan daha kutsal tanınmıştır. Adına kurbanlar da keserlerdi.

Bazı Türk boylarınca (Turçat) adında bir ağaç ve orman tanrıçası vardır.

Şamanlar hastaları iyi etmek için gayret ederken yanlarında kayın ağacı da bulundururlardı. Şaman davulunda da kayın ağacının resimleri vardır.

Şamanlara göre kayın ağacı; büyük tanrı Ülgen tarafından tanrıça Umayia gökten gönderildiği için dini törenlerde çok önem verilirdi.

Abakan Türkleri de dört kutsal kayın ağacının yanında dini törenlerini yaparlardı. Bu törenler yapılacağı zaman bir tepeye çıkılır, kökleri parçalanmadan yerden çıkarılmış kayın ağaçları tören yerine dikilir, kurban kesildikten sonra aorada bulununlar ateş yakarak kurban etlerini kızarttıktan sonra bunları kayın apğacının kabuklarından yapılmış kaplara koyarlar, başına toplanarak yerlerdi. Bundan sonra ağaçlar etrafında yine dönerler, tören sona ererdi.

Şaman dualarında kayın ağacı için: (Altın yapraklı, yetmiş yapraklı mubarek kayın ağacı) gibi tabirler geçer.

Bir inanaşa göre de kayın ağacının altmış kökü vardır.

Çam (Fusuk) ve arduıç ağaçları da Türklerde kutsaldı. Altay türkleri’ince kozmik alemin yaradılışında Kara Han yarattığı bir adaya dokuz dallı bir çam ağacı dikmişti. Bu, dünya üzerinde ilk çammış. Bu çam tanrıyı temsil ederdi. Kırgızlar akça kavağı, yakut ve Ostiyak’lar da kara çamı kutsal kabul ederlerdi. Ardıç dalları ile kadınlar ateşlerini yakar, kötü ruhlar bu ağacın yanık kokusundan hoşlanmazlardı.

Ağaçların başka özellikleri ve vasıfları da vardı: Konuşan ağaçlar, koruyucu ağaçlar, şeytan ağaçlar, evlenme ağaçları, doğum ağaçları ve ölüm ağaçları gibi…

Bir efsanede Oğuz Han bir gün ava gittiği zaman, uzakta bir gölün oratasındaki ağacın dibinde bir kızın oturduğunu gödü, bunu aldı diye geçer..

Başka bir efsanede de Hulin dağının üstünde de iki ağaç vardı ki; bu ağaçlara nur inmiş, bundan sonra gövdelerinde şişkinlik olmuş, bundan beş çocuk doğmuştu ki en küçükleri Buğu Tekin’dir.

Bir başka hikeyede, Tukyu’lardan, Totuluşa öldükten sonra, oğuları içlerinden birini bablarının yerine seçmek üzere ağaç altında toplanmışlar. Ağaca en çok sıçrayaçak olanı seçeçeklerdi. Bunların en küçüğü olan Assena hepsinden çok sıçradı, seçilerek A-Hein-Şe adını almıştı.

Başka milletlerin ağaç kültünde görülen hurma, zeytin, defne ve öd ağaçları, sonraları dini gelenekler etkisi ile Türkler arasında çok az yer almıştır.

Ağaçların büyük oluşunun kudret ifade etmekteki rolü Türk mitolojisinde de görülürse de, İskandinav mitolojisindeki kökleri yerin en derin noktasında, dalları da göklerin en yüksek tabakasında ulaşan Hifdasil adındaki ağaç gibi çok mubaladalısına Türk mitolojisinde rastlanmadığı gibi hintlilerin Ashvatha dedikleri cehennemde bulunan ateş ağacı gibileri de görülmedi…

Referans:
Türk Mitolojisi - Murat Uraz


Ağaç
Nazım Hikmet'in kişilikler üzerine yazısı..

İki çeşit ağaç vardır. Birisi ormandaki ağaç, ötekisi açıklık kırda tek başına duran ağaç.

Kırdaki tek başına ağaç ilk bakışta göze çarpar. İlk bakışta insanı hayrete düşürür. Fakat bir bakarsınız, iki bakarsınız, gözünüz gitgide alışır ona. Onun yalnızlığındaki 'kahramanlık' gitgide kaybolur, gitgide mahzunlaşır. Biraz daha dikkat ederseniz tek başına kırda duran ağacın bütün basit faciası gözümüzün önünden geçer. O, kırın dümdüz açıklığında komikleşir. Kışın sıska kollarıyla bir başına titreyen, yazın bir avuç gölgesinin başında neyi ve neden beklediğini bilmeden dikilip duran bu tek ağaç zavallıdır.

Ormandaki ağaç, kırdaki ağacın büsbütün tersidir. İlk bakışta gözünüze çarpmaz. Fakat onun güzelliğini her bakışta biraz daha anlarsınız. Bütün ormanın ahenginde o ahengi tamamlayarak fakat ferdiyetinden kaybetmeyerek yaşamaktadır. Orman onu, o ormanı güzelleştirir; kuvvetleştirir. Kışın, kolları öteki kolların yanında olduğu için onda üşümenin komikliği yoktur. Yazın, gölgesi öteki gölgelerden ayrı, fakat öteki gölgelere karıştığı için bir büyük yeşil serinliğin kaynağı halindedir.

İki çeşit ağaç vardır, dedim. İki çeşidini de yazdım. İsterim ki, oğlum ormandaki ağaca benzesin.



Şiirlerde ağaç:
Ağaç

Ömrüm boyunca hep bir ağaç olmak isterdim
Dünya’nın en güzel insanlarına
Meyve verebilmek için mi?
Sevda şiirleri yazılan
Kağıt kalem olmak için mi?
Sevgililer gölgemde buluşsun
Gövdeme kalp içinde isimlerinin
İlk harflerini kazısınlar diye mi
Yoksa sevgililerin birbirlerine
‘’’Seni seviyorum, sensiz olmuyor’’ dedikleri anda
Onlara şahit olabilmek için mi?
Bilmiyorum, bilmiyorum
Ömrüm boyunca hep bir ağaç olmak isterdim

Kuşlar, dallarıma yuva yapsınlar
Anne, babalar çocuklarına
Salıncak kursunlar diye mi?
Ya da mahallenin haylaz çocukları
Taşlasınlar, dallarımı kırsınlar diye mi
Bilmiyorum
Ömrüm boyunca hep bir ağaç olmak isterdim

Bir ressam tuvaline çizsin
Bir fotoğrafçı resmimi çeksin diye mi
Hoyrat bir militana hedef olmak için mi
Yoksa, insanlar mutlu olsun diye
Çatır çatır yanmak için mi bilmiyorum
Ömrüm boyunca hep bir ağaç olmak isterdim

Ağaç ile ilgili Atasözü, deyim ve birleşik fiiller:

- Ağaca çıkan keçinin dala bakan oğlağı olur:


- Ağaca çıksa pabucu yerde kalmaz:


- Ağaca dayanma kurur, adama (insana) dayanma ölür:


- Ağacı kurt, insanı dert yer:


- Ağaç olmak (argo söz) :


- Ağaç yaş iken eğilir: